Sayfalar

16.7.13

Yunan Adaları Volume II (Symi-Rodos)


Kendi turunu kendin hazırla!

Önce bir turdan kopya çekerek işe başlayabilirsiniz...Bu kopyanın yanısıra booking.com ve Dodekonisos içerikli feribot biletleri siteleri ile istediğiniz turu kendiniz yapabilirsiniz. Bodrum'dan Symi ve Rodos'a 3 günlüğüne gitmeye karar verdiğimizde yine 7 kişiydik. Normalde tekneyle gitmeyi düşünmüştük ama 3-4 gün için o kadar yol tatilden çok bize azap olabilirdi.
Symi'nin yamaçlarındaki rengarenk evler


Bodrum'dan Rodos'a haftada bir kez feribot var ama günü bizim prooraamıza uymadığı için Kos üzerinden Simi ve Rodos yapmaya karar verdik.Bodrum'dan Kos'a hergün feribot var.Kişi başı ortalama 15 euro. Internetten ayırttığımız Kos-Symi biletlerimizi Kos'taki acentalardan birinden alıyor ve akşamüstü 6 gibi  Symi feribotuna biniyoruz.


İlk Symi yolculuğumuz. Internetten ayırttığımız gayet ekonomik Grace Hotel& Studios'da 1 gece kalıcaz. Kos Symi arası feribotla 2 saat sürüyor. Düşünün bizim tekneyle olsa 25 le mıymıymıy gidersin 6 saatte..Symi'ye gelmeden önce dar bi boğazdan geçiyoruz. O kadar dar ki feribot arada sıkışacak hissi veriyor... Ve yamaçlardaki şirin rengarenk evleri sayısız tekne direkleri ile şirin yunan adası Symi tüm romantikliğiyle akşamüstü güneşinde karşımızda..Bu arada çok acıktık.Öğlen Kos'ta yediğimiz başarısız öğle yemeğinden sonra akşam yiyeceğimiz deniz ürünlerinin ve kazığın hayali ile tutuşuyoruz.. Feribot yavaşça rıhtıma yanaştığında bir sürü adam ellerinde kartonlar yolcularını bekliyorlar. Havaalanında da yapmaktan en zevk aldığım puştluk bütün kartonlara bakıp adımı arıyormuş gibi yapıp insanların saçma sapan hoşgeldiniz gülümsemelerini incelemektir.Derken şaka değil gerçek bizim ismimizi de taşıyan biri de vardı orda!!!.Aynen şimdi ara da bul oteli derken otel görevlisi üşenmemiş gelmiş bizi karşılamaya.Üstelik arabayla.Ay biz bi onore ol bi Vip hisset..Şehrin göbeğindeki bu otelimiz çok şirin, sahipleri de çok samimi.Ve ne ilginçtir ki o da bi Yannis. Otelde duşumuzu alır almaz yemek için Manos'ta yer ayırttırıyoruz.



Lego Symi
Manos Restaurant'a değil de aslında Pandeli ye gidecektik ama hani geldin Symi'ye ,otel de ucuz ,boşver kıy bi gece paraya düşüncesiyle Manos'a gitmeye karar verdik. Bu arada restauranttan önce tipik fotoğraf çektirmece ve saat kulesini geçtikten sonraki koyda deniz kenarında bir cafede cin tonik keyfi yapıyoruz. Limanda giderek trafik artıyor. Muhtemelen demir üstüne demir atan atana. Zaten Symi'de o sırada saha yapsam yeridir zira marinanın bir kısmı zaten limanda... Halkımızı selamlarmış gibi kaptanlarla konuşa konuşa oturuyoruz sahilde bi cafeye..


Otelimiz Grace Hotel






Manos Restaurant
Çok geç olmadan Manos 'a gidiyoruz. İstersen bi magazin programını ordan çıkartacak kadar ünlü var lokantada...Evet arkadaşlar ortam malum hep bir ağızdan ne diyoruz. "we don't want fish just meze meze". Garsonun suratımıza bi bakışı var belli ki bizim tedirginliğimizi anladı ve bunu diyen de demek tek biz değiliz.Başladı anlatmaya tamam size öyle bi masa donatıcam ki aklınız şaşacak da ,deniz ürünlerinden proteinin dibine vuracaksınız şunu şunu geticem şunu şunu tattırcam barbaryani ile şöyle böyle içircem de diye diye gitti ..(bi hesabı da geçircem demediği kaldı).. Ama yukarda Allah var.. ne yedik ne yedik...Kalamardan ahtapota midyeden karidese patladık ama adam habire getiriyor.. Meğer sadece bizim gibi ara sıcakcı ve mezeciler için fix menüleri varmış..Neyse Gümüşlük ayarında bi hesapla ordan ayrıldık.Bi dahaki sefere söz bu sefer Pandeliye gidicez. Denememiş olmayalım dedik.. 

Akşam da Symi de gezdikten sonra sabah erken kalkıp kahvaltımızı yine sahilde bi yerde yapıyoruz.Otobüsle Pedi'ye yüzmeye gidicez.Otobüs nuh neviden kalmış bi tarihi eser.O daracık yoldan -hele deniz kıyısından- geçerken otobüs sanarsın denizin üstünde gidiyor. Akçaalan gibi bi köyden geçiyoruz..Köylü ablalarımız biniyor "kaleyiseeeee..(iyimin demek galiba)











St Nicholas Koyu'na pedi'den taksi gayıklarla veya dağ tepe aşarak gidebilirsiniz.
Pedi'den ufak bi tekneyle Nikolaos koyuna gidiyoruz. İsterseniz ondan bi sonraki Georgios koyuna da tekneyle gidebilirsiniz.Oraya ulaşım sadece tekne. Kişi başı pazarlıkla Nikolaos için 5 euro verdik.Dönüşte de o parayı vermemek için dağ keçisi gibi yarım saat tepe bayır tırmandık. Boşver çok güzel yandık hem..Bu koyun denizi inanılmaz güzel. Pırıl pırıl...Saatlerce yüzdük...Çok sessiz bi koy ama koydaki tek işletme inanılmaz yetersiz.Yani bişey yemek için saatlerce bekleyeceğimizi anlayınca şezlong parası vermeden kıyın kıyın bildiğiniz kaçtık ve Pedi'de bi lokantada yedik. Yazık Sevtap yine aç kaldı..Keşke makarna söyleseydi tavuk bizim yemekhanenin donmuş tavuklarının pembeliğinde geldi kıza iyi mi. Otobüsü kaçırmamamız gerek çünkü beşte feribotumuz var. Rodos'a gidiyoruz.


Pedi'ye ulaşmak için dağ bayır yürürken





RODOS:



Bu adaya gelmeden önce "Rodos'tan Karşıyaka'ya" kitabını okumanızı tavsiye ederim. Osmanlı esintilerinin bolca sizi selamlayacağı bu adada o kadar çok şey tanıdık ki .Zaten halkın bir kısmının akrabası İzmir'de yaşıyor galiba.Sokaklar bi bakıyorsun Bostanlı bi bakıyorsun Reşadiye.Surları saymazsan çarşının içi sanırsın Kemeraltı. Muhteşem surlar tüm heybetiyle karşınızda..Feribotla günün en güzel saatinde akşamüstü limana vardığımızda gün batımını ilk bu surların üzerine düşüyor.Önceden Rodos heykelinin ayaklarının olduğu yerlerde iki geyik heykelini görüyoruz. Limana vardığımızda hemen bir taksiye atlayıp International Hotel'e gidiyoruz.Otelin yeri çok merkezi. Kumarhaneli otellerin hemen arkasında , barlar sokağı diye tabir edebileceğimiz sokağa da Old town a da 10 dakika mesafede.Yerleştikten sonra hem akşam yemeği için hem de uygun fiyata araba kiralamak için arayışlara başlıyoruz.




Yüksek sezonda araba kiraları çok pahalı.Otele yakın bir rent a car'dan mavi bir caddy i çok uygun fiyata kiraladık nası olduysa.(80 euro) Pazarlık yapabildiğiniz kadar yapın.Sokaklar ışıl ışıl cıvıl cıvıl..Mandreka Marina tarafından Old Towna kadar yürüyoruz.Amacımız bir an önce Socrates sokağına varıp gözümüze ilk kestirdiğimiz yerde yemek yemek... Çoğu yer fazlasıyla turistik..Menüler Türkçe dahil her dilde var gibi. Restaurantların önünde değnekçi gibi tipler de yok değil..Bir ısrar bir ısrar..İlk gece gayet turistik Romeo restaurantta yiyoruz. Üstelik tavernası da var...Ancak ben şimdi düşünüyorum da hiç gerçek bir rebetiko dinlemedim adalarda.Üstelik adalarda tabak kırmalı bir tavernalarını da görmedim.



Yemek sonrası surlar içindeki bu tarihi şehri geziyoruz. Hediyelik eşya almak için sayısız seçenekler var. Şovalye temalı dekoratif figürler magnetler kolyeler isterseniz yağlı boyu resimler çok çekici.Anlamadığım sadece niye bu kadar çok sabuncu var. Eski şehrin meydanında biraz soluklanıyoruz. Ben ordan kendime anı niyetine seramikten hoş bir kolye alıyorum .


herkesin aklından bir an olsun geçmiştir yüzyıllar önce surların içindeki şovalyelerin gölgesi









Yoldan geçerken dükkan sahipleri alnımızda yazarmış gibi "benim hanim tarafı da izmirli buyrun buyrun " diyorlar.Her şey bir yana önemli bir gelir kaynağımıyız yoksa toprak mı çekiyor bilmiyorum ama çok sıcak davranıyorlar.
Gece olsa da ortam çok büyüleyici. Malta Şovalyelerinin şehri olduğununu sıkça hatırlatan detaylarla gece yarısına kadar geziyoruz.Her an bi yerden bir at kişnemesi veya kılıç sesleri duyacak gibiyiz. Orta çağdan kalma bu tarihi surlardan geçerken sokak lambalarının görüntüsü, avludaki koca koca toplar, büyük demir kale kapıları insanı büyülüyor. Gittikçe kalabalığın uğultusunun yerini sokak sanatçılarının ezgileri alıyor... Old Town'dan çıkınca otelimize gittiğimiz mekanlar da aksine oldukça şehirli,modern ve kalabalık.. Game of Thornes dan Big bang theory'e geçmişiz gibi oluyoruz. Çok yorgun olduğumuz için gece hayatını bir sonraki akşama saklıyoruz.


Evinize dekoratif "souvenir" almak için size Rodos'u hatırlatacak belki de en önemli şey.. Şovalyeler..


Sabun neden trend olmuş anlamış değilim.


St Paul - Lindos
Sabah kiraladığımız arabayla istikamet doğu sahilinden Faliraki ve Lindos Limanı...Çok zamanımız olmadığı için adanın en güneyine kadar gidemedik. Bi de içimde kalan yer kesinlikle Anthony Quinn koyu..Faliraki çok popüler beş yıldızlı oteller mekanı ama bizi pek sarmadı. Güneye indikçe ada daha sakinleşiyor. Lindos'a vardığımızda arabayı sahile yakın bi otoparka bırakıyoruz ve St.Paul koyunda denize giriyoruz. Farkındayım önüme gelen yere harika bir    koy diyorum ama gerçekten harika bir    koydu. Mesela Lindos halk plajı o kadar     cazip değil. Lindos'un köyü ise apayrı bir       macera.Eğer zamanınız varsa mesela 5 gün  Rodos'ta kalıcaksanız 2 gün Lindos'ta  kalmalısınız.

Lindos plajı temiz ama sığ ve fazla kalabalık.Siz St Paul'e gidin.


Lindos Kalesi
Tipik beyaz badanalı evleri Yunan mimarisi ve dar sokaklarıyla ada ruhunu yaşayacağınız şirin bir köy Lindos.Eşek turları ile pastoral bir ortama dalmak mümkün olsa da binmiyosanız eşek kokularına hazırlıklı olun...Eşek taksi yanısıra eşek fotoğrafçılığı bile yaygınlaşmış durumda.Yolu ezberlemiş eşekler sizleri Lindos Kalesine kadar çıkartabilir.Biz çok sıcağa kaldığımız için maalesef köyden yaklaşık 125 metrre yükseklikteki Lindos Akropolisine gidemedik. Kesinlikle Sevtap Leros ve Patmos'dan sonra bu çıkamadığı kalelerin acısını bi yerde bizden çıkartacak ya hadi bakalım.. 


eşek taksi
Gerçekten de güneşin adası Rodos. Öğle güneşi tam tepemizde biz daha Kelebekler Vadisi'ne gidicez. Bir de yılanların adası derler bu sıcakta çıkar da valla.Yok asıl geyik adası geyik.Bizdeki geyik de şimdi aklıma geldi girişteki geyiklerden birinin boynuzu yok geyiğiydi.Biz de saf saf yuh Rodos Belediyesi uyuyor geyiklerden birinin boynuzu uçmuş onarmamışlar diyoruz. Bi yürüyen wikipediamız Özgür diyordu "bunlardan biri dişi galiba hediyelik figürlerde de birinin boynuzu yok" diye de dinlemedik.Bir diğer manyaklığımızsa her niyeyse uçaklara taktık bi ara da..Abartmıyorum 5 dakikada bir uçak iniyor kalkıyor vın vın.Tamam da kule gibi biz neden sayıyorsak.


o bilindik beyaz mavi fonlu Yunan kartpostalı sokaklar ve Lindos Kalesi yolunu ezberlemiş eşekler
Yoldaki süpermarketten sayısız aburcubur alıp kelebekler vadisine gidiyoruz. Ağaçlar içinde şırıl şırıl bir cennet ama açıkçası ben bi kelebek için o cennete bi daha gitmem.Giriş 5 euro. Zaten tek tip kelebekler var. Gördük işte siyah turuncu.Üst vadi daha güzel , yalnız taşlar yosunlaşmış her an fotoğraf çektircem derken düşüp bi yerinizi kırabilirsiniz. Burda ben Çağdaş'a bi trip yaptım ama neden bak şimdi unuttum.Yani zamanınız kısıtlıysa, entomolog veya kelebek koleksiyoncusu da değilseniz boş yere orda gününüzü heba etmeyin.


Kelebekler Vadisi


kelebek


"Bonzai bahçesi yağmurlu" yazsam şimdi  klişe bi gazete manşet olur di mi?
Adanın batısından sahile inip Rodos'a varıyoruz. Giyinip akşamüstü Old Town gezip Paris Otel'de Gülsenlerin aile dostu Mary'e sürpriz yapacağız. Paris Hotel eski şehirde Bonzai bahçesi içinde oldukça otantik ve albenisi olan bir otel. Ya niye biz burda kalmadık ki?Mary bizi tüm misafirperverliği ile karşılıyor.Gülsen'i rehin bırakmadan ordan ayrılıyor ve sokak fotoğrafları çekimimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.En büyük zevkimiz ise dar ara sokaklarda kaybolup sonra yolu bulmak...


Romios Restaurant (www.romios-rhodes.gr)
Akşam yemeği için Old Town'da Sofokelous sokağının üstünde ara sokaklardan birinde Romios isimli bir restauranta gidiyoruz. Sessiz sakin bir bahçesi olan romantik dekore edilmiş bir ortamda olağanüstü yunan mezeleri ve et yemekleri var. Günlerdir deniz ürünleri yemekten balık koktuğumuz için tercihimizi etten yana yapıyoruz... Sunumları da lezzeti kadar cezbedici. Şaraba çok para vermeyin ev şarapları da çok güzel.Hesap Bodrum'daki balıkçılardan daha pahalı değil.Müşterileri turistten çok adalılar.Oraya Mary'nin tavsiyesi ile gittik ve çok memnun kaldık.Dönüşte bir baktık ki kaybolduğumuz o sokaklar Asmalımescit olmuş..Eller havaya şarkı türkü taverna..Biraz git rock barlar...Eğlenmek için de Old Town harika bir seçim.Ama biz Mandrake'de Colorada'ya gitme kararı vermiştik bile.






Colorado isimli eğlence mekanında canlı performanslardan biri
Colorado'ya giriş 10 euro idi ama kapıdaki adam Türksünüz di mi ritüeli ile bizden para almadı??? İçeri girdiğimizde canlı performans olduğunu gördük. Yaklaşık 10 farklı kişi popüler şarkılar ile sahnedeydi.Hele bi kemanlı hatun vardı ki esti geçti valla.İngilizce performanslar çok başarılı sesler istisnasız çok güzeldi.Ama işte kafalar da güzel anlamadık ama rock hip hop hep bi ortaya karışıktı sanki.
yok biz prensip olarak yol sormayız.Kaybol sonra yolu bul daha zevkli.


geyiklerden birinin boynuzu uçmuş sanarken
Son günümüz..Her güzel şeyin bir sonu vardır. Son kez eski şehre uğrayıp şovalyeler caddesinden Büyük Üstatlar Sarayına gidiyoruz. Son bi turdan sonra "marina gezmezsek ölürüz mesleki hastalığı" yüzünden Mandraki Yacht Clubunde  zaman geçiriyoruz...Feribota geldik...Çok bilmiş gibi günübirlik gelen Türk turistlere etrafı anlatıyoruz..Ve bitti sanmayın macera şimdi başlıyor. Öyle bir hidrofile binip Bodruma geldik ki bi ara parçalanmadık ya dua ettik.Hadi çarlık Rusyasından demeyim ama bi hayli tarihi rus feribotuyla arkada mazot koktuk, yer yer istop ettik, hatta kaptan ne alaka Symi'nin utanmasan içinden geçti,bütün Bozburun Datça arası koyları geze geze dalgaları yara yara geldik.Bodrum normalde sanırım 2 saat biz 4 saatte vardık memlekete..










6.7.13

Yunan adaları volume I (Kalymnos-Leros-Patmos)


Kalymnos - Leros - Patmos (yelkenli ile 2011 regatta notları)


...aramızda mavi bir sihir
bir deniz sımsıcacık bir deniz
kıyısında birbirinden de güzel iki kardeşi milletiz
türkçenin ferah gönlünce küfretmiş
olmuşuz kanlı bıçaklı
gene de sevdadır içimizde, bir havadan
önce bir kahkaha çalınır kulağına
sonra rum şiveli türkçeler
o boğazdan bahseder sen rakıyı hatırlarsın
kardeş olduğunu sıla derdine düşünce anlarsın..
şiir: bülent ecevit
müzik: fikret kızılok


Bu şarkıyı ilk dinlediğimde ilkokuldaydım… Bir iklimin meyvasından koparıldığımızı o zaman pek anlamazdım ama yıllar geçtikçe adalardaki dostlarımızı  görünce bir kez daha anladım ne kadar benzer olduğumuzu…
Egenin mavi sularında dostluk ve barış dolu yunan  adaları gezimiz geçen senelerde olduğu gibi yatçı dostlarımızın katılımıyla D 16 Temmuz – 23 temmuz tarihleri arası düzenlendi. Turgutreis  ve Yunan adaları Regatta rotasına bu sene gelen talep doğrultusunda  Kalymnos ve Leros’tan sonra Patmos adasını da eklemeye karar verdik. 

Önceki senelerde organizasyona yardımcı olsam da D-Marin Regattaya  ilk kez katılma şansım oldu…Üstelik Bavaria 30Umuzla ilk uzun seyrimiz. .. D-Marin Regatta  deyince insanların kafasında ilk başta bir yarış geliyor. Aslında bu regattada yelkenlilerle birikte motoryatlar da var ve  yatçılar bir hafta boyunca hep birlikte haraket etmenin özgüveniyle başta Yunan  adaları olmak üzere çeşitli güzergahlarda hareket ediyor ve bu sayede yatçılar hem birbirleriyle kaynaşıyor hem de bu bölgeleri keşfediyorlar... . 

KALYMNOS

5 Temmuz akşamı D-Marin Turgutreis The Blue Point’te düzenlenen bir tanışma  kokteyli ile hem 12 tekne tanışıyor hem de kısa bir brifingle programımızı genel hatlarıyla anlatıyoruz.. Ben biraz heyecanlıyım zira ilk kez bir Regatta düzenliyorum. Kafamda adada bizi kimler  karşılayacak, seyir nasıl olucak hava durumu bozar mı sorularıyla  Türkiye çıkış işlemlerine sabahın ilk saatlerinde başlıyorum..16 Temmuz sabahı 11 tekne saat 10:00 civarı  çıkışlarımızı alıp Kalymnos’a dkantooğru hareket ediyoruz. En son tabii ki bizim ufak tekne diğer  tekneleri takip ediyor..Rüzgar ilk gün kuzey kuzeybatıdan 18 -20 knot esiyor fakat Kalymnos boğazına yaklaşınça rüzgar şiddetini arttırıp 30 knotlara ulaşıyor.Çok az hırpalanarak Turgutreis’ten yaklaşık 14 mil ilerde Kalymnos adasına varıyoruz. Limana doğru en son  tekne olarak  yanaşırken cenova furlingdeki problemden dolayı yelkeni  kapatmaya çalışıyoruz . Rüzgara karşı biraz cenovayla mücadele ettikten sonra yelkenimizi kapatıp limana  varıyoruz. 

Limana vardığımızda herkesin sorunsuz olarak yanaştığını görüyoruz..Bizi orada Kalymna Yachting’den sevgili Vassilis  Karşılıyor. Hepimize ufak hediyeler getirmiş. Giriş işlemlerimizi o  yapacak o yüzden evrak ve pasaport toplama ritüelim ilk bu adada başlıyor. Bütün teknelerden evrakları topluyorum bu sırada herkes  kendini bir yerlerde denize atıyor. Birçoğumuz limanın hemen solundaki plaja yürüyerek gidiyor. Biz ve birkaç tekne adanın doğusundaki Kantouni’ye gitmeyi tercih ediyoruz. Taksi tutup  etrafı keşfetmeye karar veriyoruz zira bu adada sadece birgün kalacağız. Gençlerin uğrak yeri ve popüler plaj olarak söylenen Kantouni’de deniz  dalgalı ama super. Ancak tesis için aynı şeyi söyleyemem.. Sadece Dolmis daha düzgün bir mekan…Genel olarak adalarda zaten plaj tesisleri orta düzeyde..Şezlong ve  şemsiyeli yer bulmak biraz zor.. Genç nüfusun tercih ettiği bu plajdaki hava  daha çok 80li yıllar türk filmi plajda eğlence anlayışına benziyor..Yeni trend voleybol yerine sahilde tenis oynamak o  yüzden her an kafanıza bir top yiyebilirsiniz ..Yani kalsak eminim gece ateş  yakılıp gitarla şarkı söylenir, öyle bir ambiyans hakim…Kantouni’den gün  batımına doğru ayrılıp taksi şöförümüz Yannis’i arıyoruz. 15 dakika sonra limandayız. İşlemlerimiz hallolmuş, yatçılarla nerelerde denize girdiğimizi konuşuyoruz. Bu sırada bir gün sonraki hava durumundan ötürü  rotamızı  biraz uzatsak da Leros’a Kalymnos’un doğusundan gitmeye karar veriyoruz.



Akşam yemeği için Bella, Zehra, La Mer ve K2 teknelerinin ekipleri adanın  güneydoğusundaki Vathi vadisine gitmeyi tercih ediyor. Burası bir fiyort gibi  adanın ortasına kadar girmekte ve çok daha sessiz sakin restorantların olduğu  bir bölge… Zamanımız olsa idi burada da denize girmeyi tercih ederdik.. Akşam Yemeği için bizim tercihimiz adanın kuzey batısındaki Masouri koyu.. Burada  birçok kaliteli taverna restoran ve gece hayatı (!) varmış. Bir Cumartesi  akşamı Kalymnos gece hayatına akmadık demeyelim dedik ama mukayese edilen  yer Bodrum olunca biraz bozuma uğruyoruz. Neyse zaten sabah erken kalkmamız  lazım.. Kalymnos merkezi Pothia’da olduğu gibi burda da deniz kenarından  dağların yamaçlarına doğru  rengarenk evler ve sahil şeridinde restoranlar ve  oteller var. Kalymnos bir sünger merkezi olmasının yanısıra  kaya tırmanışında da çok popüler bir ada. Masouri’nin tam karşısındaki Telendos adasına biz rota değiştirdiğimiz için gidemedik ama  gidenler orasının da şirin bir yer olduğunu söylüyorlar.



Restoran olarak Aegean Tavern tıkabasa doluydu ,yer bulamadık . Biz tercihimizi önceki yıllardan da  bildiğimiz Archipelagos’dan yana yapıyoruz. Ahtapot ve kalamar eskisi kadar lezzetli değil.  Ahtapotları kurutup yapıyorlar.O yüzden sadece bu adada değil her yerde genellikle lastik gibi.  Tzaziki, peynirli patlıcan kızartması , sarımsaklı jumbo karides çok lezzetliydi. Greek saladın bizim çoban salatadan farkı daha iri  kıyım olması.. Salata, “çok işimiz var hadi hemencecik keselim de yiyelim”  düşüncesinden çıkmış olabilir. Misal peynir 2 kalıp şekilde salatanın üstüne konmuş geliyor. Ouzo olarak tercihimizi bizim rakıya en benzeyen  Barbayannis’ten yana yapıyoruz .. Tıka basa yedikten sonra bize üstüne tarçınlı lokma ve karpuz ikram ediyorlar.Bu ikramdan sonra ciddi bir hesap ödeyeceğimizi düşünürken bahşiş dahil kişi başı 15 € ödüyoruz. Ve yine Yannis’i arıyoruz. Yannisle artık kanka olduk bize  yolda zorla bira ısmarlıyor ve  son ses disko müziği eşliğinde Kalymnos  limana teknemize varıyoruz. Kalymnos adasında içki sektörünün Türk yatçıları sayesinde  kalkındığı bir gerçek. Küçük cam şişede aç kapak düşük alkollü içkilerin ve ev yapımı şarapların gezi stoğu yapılmıştı .Teknede içkilerimizi yudumluyor ve bir sonraki sabah saat yedide avara etmek için hep birlikte sözleşiyoruz.







LEROS

Öğleden sonra hava sertleştiği için sabah erkenden Leros’a doğru yolaçıkıyoruz… İnanılmaz ama gerçek ..Bu sefer ilk bizim teknemiz avara ediyor. Liman ağzında diğer tekneleri beklerken M/Y Xanax,M/Y Hydrangea ve Regatta Organizasyon teknesi gulet Zeus bizi tek tek geçiyor. Yelkenli teknelerin gelişinde bir yavaşlık var. Sonradan anlıyoruz ki üstüste demir atma problemi yaşanmış. Her seferinde tekne sayımı yapıyorum ve adanın doğusundan Leros’a doğru yola çıkıyoruz. Kalymnos güneşin doğuşuyla yavaş yavaş küçülüyor.. Hemen hemen hepimiz ana yelken açıyoruz.. Rüzgar kuzeydoğu yönünden 3-4 bofor esiyor. Rüzgar tam rotamızın  üstünde pruvamızdan estiği  için  Kalymnos adasının bitimine doğru çok açılıyoruz ve tramola atmak zorunda kalıyoruz. Tabii biz yelken  sevdasıyla yine en geride kalıyoruz. Bizim önümüzde La Mer ve Zehra var.. Kalymnos’un tam kuzeyi ile Leros sanki bitişik gibi.. Küçük bir boğazdan geçtikten sonra seyir halinde kahvaltımızı yapıyor ve 12 adanın en büyük doğal limanlarından biri olan Lakki’ye doğru giriyoruz.  


Oldukça korunaklı bu doğal limanda Lakki Marina’ya tonozla bağlama yapıyoruz ve gülen yüzüyle resepsiyondan Rosa bizi karşılıyor.. Aysel Akça, Xanax, Zeus ve Kirpi Lakki’ye girmeden önceXerokampos koyunda denize girmeyi tercih etmiş , akşama doğru marinaya geliyorlar. Ben yine bütün evrakları topluyor ve Rosa’ya veriyorum. Leros hudut kapısı değil  ancak Pasaport Polisi giriş yapan yatçılarıistatistiksel açıdan Atina’ya bilgi vermek zorundaymış. Marinanın müdürü Bay Angelos bizi çok nazikçe karşılıyor…Limanda aynı zamanda Kastis Travel’dan Dimitris bizi bekliyor ve otobüs turu  hakkında bize tavsiyelerde bulunuyor ve Agia Marinadaki Cafesine davet ediyor… 

Bu sefer taksiye para yağdırmaktansa 5 tekne araba kiralamaya karar veriyoruz… Denize girmek için bir kısmımız marinanın hemen solunda 5 dakika  mesafedeki koyu tercih ediyoruz. Biz arabayla Pandeli Koyuna gidiyoruz. Burası bol şezlonglu ve cıvıl cıvıl bir yer . Alargadaki o kadar tekneye rağmen (ki birçoğu bizim marinadan)  denizi tertemiz..Hepsine merhaba deme inadımdan dolayı şakülü kayık bir kano kiralayıp hepsini ziyaret ediyorum. Yüzlerindeki şaşkınlık ifadesini anlatmama gerek yok. Pandeli koyunda Zorba ve Castella eli yüzü düzgün işletmelerden..Bu  koyda dikkat edilmesi gereken en önemli şeylerden biri de dedikodu yapmamak . Her ne kadar deve  güreşi kültürünün denizde yansımaları gibi baskın bir aktiviye rastlamasak da koy Türk kaynıyor…



Paramızın önemli bir kısmını yine Frappe Bailyes’lere yatırıyoruz. Agia Marina ve Pandeli daha çok yerleşim yeri gibi görünüyor. Mesela Lakki‘deki birçok ev harap ve terk edilmiş İtalyan art deco binalarla dolu..Osmanlılardan sonra ada sırasıyla İtalyanların ve sonra Almanların işgali altında kalmış… Adada İtalyanların eski deniz üssü hastane olmuş ve  ada  başka hastaneleri ile de ünlü..Alinda tepesindeki Bellini kalesine çıkan yatçılar nefis bir manzara olduğunu söylüyorlar..Adanın diğer tarafında Gourna ve Kokali koyu Türkiye’ye bakan tarafa nazaran daha sakin. Havaaalanı ve büyük bir çekek yerinin olduğu Partheni ve yanındaki Kioura  koyunun denizi ise çakıllı ve dalgalı.. Bu yüzden diğer günlerde deniz tercihimizi Pandeli ve bir altındaki  Vromolithos koyundan yana yapıyoruz…

Akşam temiz duşları ve hizmeti ile Lakki Marina’da güneşi batırdıktan sonra arabamıza biniyor ve Agia Marina’ya doğru yol alıyoruz. Işıklandırılmış haliyle tepedeki kale çok heybetli görünüyor..Agia Marina meydanda Dimitris’in Thalassa isimli cafesine girip kendimize Mojito Pink ve Frappe Baileys söylüyoruz... Burası biraz Gümüşlük’ü andırıyor. Balıkçı restoranları ve hediyelik eşya dükkanlarıyla fotoğraf çekmeye çok uygun bir köy… 

Akşam teknemize dönerken Zeus teknesinden gelen alaturka melodileri takip ediyoruz ve gecenin ilerleyen saatlerinde Leros’ta bir Bodrum düğünü havasına girdiğimiz teknede çok eğleniyoruz… O kadar yorulmuşuz ki gece teknede yoldan geçen hiçbir motorsikletin gürültüsünü duymuyoruz.




Sabah kalkınca ilk işimiz marinanın tam karşısındaki restorantta kahvaltı yapmak oluyor. Herkes ayrı ayrı adayı keşfetmeye karar veriyor ve  akşam Takis’in Agia Marina’daki  Milos Restaurantında buluşmak  için sözleşiyoruz. Milos sanırım adını önündeki yel değirmeninden alıyor..Bizim için 40 kişilik yer ayıran Takis’in restaurantı mutlaka gidilmesi gereken bir yer. Birgün önce tesadüfen oraya gittikleri için Cano teknesi dışında tüm regatta ekipleri orada… Yine masaların yarısından çoğunda Türkler var..Sadece burda yemek yemek için gelen yatçılar tanıyorum.. Adettendir masaların hemen önünde, denizdeki yel değirmeni önünde fotoğraf çektirmek için sırasıyla poz veriyoruz.  Bebek karidesler,kızarmış zargana, midye ahtapot ve tabii ki greek salad enfes…Ayvalıkta yediğimiz papalinadan da  küçük kızarmış balıklar denizden çıkan cips gibi..Tel kadayıfa sarılmış peynirin tadı harikulade.  Turuncu etli deniz kestanesini birçok kişi beğendi.Mini olmadığı için yine Barbayannis içiyoruz. Istakozun yanında çift haneli bir  rakam olduğu için biz biraz uzak durduk ama tadanlar ıstakozlu makarnanın da şahane olduğunu söylüyorlar. Tıkabasa yedikten sonra yine uygun bir hesap ödeyerek Takis’e teşekkür ediyor ve marinaya dönüyoruz..

Sabah 7’de yola çıkmaya karar vermiştik ancak havanın biraz sertleşmesinden ötürü oy çoğunluyla adada  birgün daha kalmaya karar veriliyor.Ben apar topar Patmos’u arayıp  programdaki değişikliği haber veriyorum lakin unuttuğumuz birşey var.. Bizim  için gelen takipçimiz Yunan coast guardı…O gün ani bir kararla sabah Patmos’a gitmeyeceğimizi bildirdiğim coast guard’dan ince bir uyarı alıyorum ve yarın ne zaman çıkacaksak 6 saat öncesinden haber vereceğime söz veriyorum… Normalde pek tabii gölge gibi takip etmiyorlar. Biz  bir organizasyon olduğumuz için güvenlik açısından bizlere eşlik etme görevi vermişler…Bu yüzden  akşam saat 10’da eski dökük ve bir korku filmi setini andıran bir binada coast guardın gıcırtılı merdivenlerini çıkarak sabah altıda avara edeceğimizi bildiriyorum. O gün herkes kendini yine  plajlara atıyor veya erteledikleri kale gezisine gidiyorlar. (Sevtap’ın yoğun  ısrarlarına rağmen plajda miskinleşmeyi tercih eden bizim ekip  hariç)

PATMOS

Coast Guard’a söz verdiğimiz gibi çok erken saatte Leros’tan avara ediyoruz.. Kim demiş gezide sabah  10’a kadar uyunur diye…. Patmos’a doğru rotamız bu sefer adanın  batısından..Hydrangea’dan Ted bot yardımı için ofisin saat sekizde açılmasını  bekliyor bunun dışında hepimiz denize açılıyor ve üç gece geçirdiğimiz buşirin adaya veda ediyoruz.. Lakki’den çıkınca  sakin sular yerini hafif dalgalara bırakıyor…Uzakta Patmos’un tepesindeki köy ve  manastır görünüyor ama daha çok vaktimiz var.. Yaklaşık 22 mil ilerde Patmos’a doğru yaklaşıyoruz. Hava kuzeybatıdan 20 -22 knot esiyor sadece ana yelkenimiz açık. Zeus doğuda yavaşça bizi takip ediyor.. Bu arada La Mer alıp başını batıya yelken açıyor peşinde de malum Yunan sahil güvenlik.


Patmos Limanına demirlediğimizde limanda bizi Astoria Travel’dan Yannis ve Aktis Otelin centilmen müdürü Christodoulou Alexandros karşılıyor.. Yannis giriş çıkış işlemlerinde evrakları toplamamda bana yardım ediyor. Ardından hemen adayı gezmeye karar veriyoruz. Demir attığımız bu limanda elektrik ve su yok..Hemen zor da olsa bir araba bulup  Chora köyüne ve ünlü Aziz Yuhanna Manastırı’na gitmeye karar veriyoruz. ..Patmos  Hristiyanlarca Efes’ten sonra görülmesi gereken Hac yerlerinden biri..Ancak çok  geç…Biz orda burda fotoğraf çektirene kadar saat 13:00 olmuş, manastır kapanmış..Biz de bu büyülü köyün daracık labirent gibi arnavut kaldırımlı sokaklarında sayısız hediyelik eşya dükkanlarını geziyor,beyaz badanalı rengarenk çiçekli şirin evlerin önünde  fotoğraf  çekiyor ve Balcony Cafede Patmos’u yukarıdan seyrederek kahvemizi yudumluyoruz…


Daha sonra adada sırasıyla bütün koyları geziyoruz.. Grikos , Petra  adanın popüler denize girme yerleri.. Sezlong terörü yok ama fiyatlar uçuk.. Bir şemsiyenin altına 1 (yazıyla bir) şezlong çekip dört kişi tepesine tünüyoruz…Ancak plaj olarak Gökova Bodrum ve diğer koylarımıza açıkçası buraları rakip olamaz… Zaman zaman dünya küçük , ada daha da küçük diğer regatta ekipleriyle karşılaşıyoruz. Birçoğu Skala merkezdeki sahilde denize girmeyi tercih etmiş  ve çok memnunlar.. Plaj ve gezilecek yerler konusunda yerinde tavsiyeleri ile Tranquillity teknesinden Cüney Bey Agirolivadi’nin başarılı bir koy olduğunu söylüyor. Patmos diğer adalara göre çok daha turistik ve pahalı. Adım başı bir kilise var.. Skala limanı gece gündüz feribotlarıyla çok canlı..Limanın hemen önünde çarşısı, barları ve restoranlarıyla cıvıl cıvıl bir yer Skala … Saat  17:45’te limandan bir otobüs hepimizi alıyor ve doğru Grikos koyundaki Aktis  Oteldeki kokteyle gidiyoruz. Alexandros misafirperverliği ile bizleri  karşılıyor ve Grikos Koyunda çok hoş bir akşamüstü geçiriyor ve oteli geziyoruz.Dönüş yolunda otobüste Zülfü Livaneli sesi eşliğinde teknelerimize dönüyoruz…


Yine Cüneyt Bey’in tavsiyesiyle adanın belki de en şık restorantı Benetos’ta yer ayırtmıştık 5 ekip birlikte oraya gidiyoruz.. Denize yakın hoş manzarası olan yeşillikler içinde çok şık dekore edilmiş bu restoranta randevusuz almıyorlar. Hatta bize telefonda 20:15 – 22:15 saatleri arası yer verdiler..Dana filletosu, siyah makarnalı sardunyası, peynirle kızartılmış çiçek dolması ve deniz mahsüllü paellası çok leziz…Ortam çok romantik…Fiyatlar tabii  diğer yerlere oranla daha pahalı, mesela kendi yaptıkları taze sıcacık ekmeğe 8 € aldılar…Şaraplarımızı bitirdikten sonra Skalanın kalabalık sokaklarında turistik dükkanları gezmeye gidiyoruz… Skala merkezde Pandelis Restaurant’a giden Cano ekibi de yemeklerden memnundu..Birgün sonra adadan ayrılmaya karar vermiştik ve çok geç olmadan sahildeki cafelerde frappelerimizi yudumladıktan sonra teknelerimize dönüyoruz..Duş açıksa paralı , tuvalet akşam olmuş kapalı.. Her Türk bilir ki yandaki cafelerde oturup birşey içip tuvaletleri kullanmak çok daha hesaplıdır.. Öyle yapıyoruz…
Sabah sekizde Patmos’u ardımızda bırakırken aslında birgün daha kalsak çok fazla yer keşfedebileceğimiz konusunda hem fikiriz.  Neyse  bir sonraki sefere… Hava o kadar sakin, rüzgâr o kadar keyifli pupa geliyor ki arada Arki adasında hem denize girelim hem de kahvaltı yapalım diyoruz . Durduğumuz koy Arki  adasında tek tük evler olan koydan bir sonraki turkuaz renkli koy… Oldukça bakir... “önce soğuk ama durdukça insan alışıyor” geyiği eşliğinde mükemmel bir suda yüzüyor ve öğleden  sonra sert havaya kalmamak için kısa bir moladan sonra Cano ve La Mer ile birlikte demir alıyoruz. Birçoğumuz D-Marin Didim Marina’ya doğru çoktan hareket etmişti zaten… Üstelik Zehra ve K2 teknesi ekiplerinde üniversite giriş sınavının sonuçlarını heyecanla bekleyenler var.. Güzel haberleri duymak için Didim Marinaya varmış olmalılar…Deniz o kadar sakin ki…Gülsen ve Çağdaş sırayla geçiyor dümene.. Sadece ana yelkenimiz açık..Tam doksandayız Didime yaklaşıyoruz ama telefonlarımız hala greek cosmotta..Hava yavaşça sertleşmeye başlıyor..Geniş apaz gelirken birden hava orsaya dönüyor. Dalga iyice arkamızdan gelerek bizi Didim’e yaklaştırıyor…

Marinaya Cano ile birlikte giriyoruz.. Didim’e vardığımızda Bella, Hydrangea, Zehra, K2, Aysel Akça ve Zeus’un  D-Marin Didim’e çoktan bağlandığını görüyoruz. Sadece Xanax,Tranquillty La Mer ve denize girecek harika yerler keşfetmeye devam eden Kirpi ekibi arkamızda. Didim’de  giriş işlemlerimizi yaptıktan sonra önce Blue Point’te denize giriyor ardından hemen D-Marin Didim Marina’nın temiz duşlara atıyoruz kendimizi… Didim’de bir gün sonraki Shop and Miles yarışının hazırlıkları hummalı bir şekilde devam ediyor..Akşam yemeğimizi teknelerimizde yedikten  sonra kahvelerimizi D-Marin Didim’in nezih ve şık Yacht Clubunde yudumluyoruz.. 

Son gün…Eve dönüş.. Sırtım çok yandı..Pahalı diye yiyemediğimiz  ıstakozlara döndüm… Hasar gerçekleştikten sonra krem sürmek neye yarar…Üstelik güneş gözlüğü nedeniyle doğal panda makyajım olmuş….Daha yavaş gidersek yarış tekneleri bize yetişecek…Rüzgar birden kendini hissettirmeye başlıyor…..Zaman zaman 27 knotla ve iri dalgalarla Tilkicik burnuna doğru ilerliyoruz…3 saat sonra Turgutreis’teyiz..Bu güzel bir haftanın ardından yine bir başka rallyde görüşmek üzere tatlı anılar, yeni dostlar ve sarı mavi beyaz renkli adalarda  tekrar buluşmak üzere veda ediyoruz.





1.7.13

Buraları önceleri zeytinlikti - Alaçatı

Alaçatı 1998; "Naapalım buraya yatırım yapalım mı?"



Sene  2006 aylardan mayıs.. Balayına Alaçatı'ya gittik..Aslında Kaş'a gidiyorduk.Sadece 3 gün balayı iznimiz olmasına rağmen "İzmir'den Kaş noolcak  2 gün kalıveririz" demiştik...Öyle olmadı tam Karşıyaka çıkışta benzin deposu patladığı ve  tamiri 3 saat sürdüğü için boşver en yakın turizm beldesi Çeşme Alaçatı, oraya gidelim dedik.. Kaldığımız yer Değirmen  isimli, bir değirmenin  restorasyonu neticesinde bu ismi almış bir oteldi (ne şaşırtıcı değil mi?)..ben  “hayatta balayında yazlık evde kalmam yemek yapmam yok  etraf toplamam” filan  dediğim için ev olmasına rağmen otelde kaldık..Ama tabii nerden bileyim otel odasından çıkınca karşıda evin çatısının görüneceğini.. Kabul ucuz değildi otel..Alaçatı'daki her butik otel gibi kallaviydi. Yani Alaçatı'da yazlık bi ev olduğu için Alaçatı ile ilgili otel tavsiyem kısıtlıdır..Çokça Taş Otel güzel diyen arkadaşlarım oldu ama Değirmen de güzeldi .. Bi kere daire bi oda, değişik...su yatağı var şırıl şırıl..yemekleri valla geçmiş zaman zerre hatırlamadığıma göre sıradanmış yani..

Resim
Resim

taş ev
Ama Alaçatı'nın her sene en az 3 kez gittiğim için nası bir gelişme (!) gösterdiğini yakınen takip ettim.. Önceleri buraları dutluktu lafını Çağdaş daha çok diyebiliyor, o  kadar uzun boylu eski değilim ama sahiden yatırım inanılmaz derecede.. Amip gibi büyüyor Alaçatı.. Köy (!) , Port Alaçatı ile bu hızla sanıyorum bi 2020 yılında birleşir..

Evler de bi dejenere mi oldu ne.. Misal Bodrum'da iki kat beyaz badanalı evler durumu hakim burda da köyün tam içinde taş ev olmazsa olmaz mıdır nedir anlamadım..Ucuza kaçma için de yeni yapılanların çoğu yapıştıma taş galiba..İşte ben 7 sene önce ilk gittiğimde bissürü  boş taş ev vardı.. Oradaki emlakçı arkadaşımın dediğine göre yıkık dökükler çok daha  pahalıymış..Hani altı ahır,tepesi kısmen havadar, pencere pervazları eskilikten her an yoldan geçerken kafanıza düşcek gibi olanlar..Ev fiyatları öyle böyle dudak uçurtcak cinsten değil.

Köydeki  açılan yeni sokakları beğeniyorum..Şimdilerde Hacı Memiş sokak Çukurcuma'nın egelisi gibi olmuş.. Tam benlik, ne kadar eski hurda retro kırık dökük babannemin malzemesi varsa orda.. Bakıp bakıp iç geçirerek fikir edinmekten başka bi amaçla giremiyorum oralara.. Gerçekten saçma pahalı bu vintage olayı.. Her seferinde "bi beyimlen geleyim de o da baksın karar verelim" filan diyorum.. Ama yahu hepsi al beni sergile evinde diyor..İçimdeki 70 ruhuna  engel olamıyorum.. İşte bu sokağın ucunda Dutlu kahve var.. yeni mekanım orası.. Sessiz sakin diğer yerlere nazaran.. Koca bir dut ağacının altında keyifle kahveni içiyorsun.













Ve  kalabalık.. Salaş pahalılık.. Moda. .Trend.. Sosyete.. Oyuncu...şarkıcı ..ünlü  görmek siteyen halk.. Hiç sadece belgesel izleyip radikal okuyan en fazla  kelime oyunu izleyen kişi taklidi yapamıycam.. Evet ben de sıkça o sokaktan geçerken insanların yüzüne acaba ünlü mü diye bakıyorum.. Fil gibi de hafıza var nerde ne kadar eskimiş ünlü var onları bile hatırlarım o derece..Bu kişileri rahatça izleyebilmek için tavsiye edebileceğim daha makul fiyatlı yerler; önceleri mis sade bir kıraathaneyken şimdilerde  ismi kalan ama ruhu Caféleşmiş 15 eylül Kıraathanesi. Tam inerken kumrucuların olduğu yerde de yemek yenilebilir, fiyatlar daha makul ama ünlü görme derdindeyseniz kesat bi yer..Çünkü anladığım kadarı ile ordan değil ara sokaklardan kendi mekanlarına geçiş yapıyorlar.. Yani şööle ağız tadıyla çekirdek çıtlayıp vitrinden geçen insanları tek tek süzeceğiniz bir kahve kalmadı kuzum..
Yılda  bir kez bütçemle doğru orantılı olarak, Alaçatı'da ana yoldaki yerlerden birinde yemek ziyafeti hakkı tanıdım kendime .. Şişarka o yerlerden en keyif aldığım yer çünkü yolun hemen yanında yemek yemek için bi bahçesi var ve mezeleri nefis. yaYanın da bahçesi var ama daha izole.. Yani yoldan geçenleri kesemezsiniz..Tuval  ve diğer mekanlara gelirsek. Hiç yemedim bilmiyorum..Ama bir keresinde gene yaya trafiği tam da Tuvalin önünde sıkışmışken yoldaki masada oturan beyfendinin menüsüne bakma fırsatım oldu..Ana yemek sayfası açık olduğu için de fiyatları görünce bi oha  demişim gayrı ihtiyari.. İşte kalabalıktan ötürü bir süre bana yapışmış olan o adam,o eziyette, o yemeği yiyip o parayı ödüyor.. Bir keresinde de artık topuklu  ayakkabının arnavut kaldırımına isyan etmesi sonucu bir kız önümde sendeleyerek  yemek yiyen bir kadının kucağına oturdu..İğne Topuklu ayakkabı ile o sokaklarda kazasız belasız yürüyebilme başarısını gösteren bayanlara Alaçatı belediyesi ve banaherşeyyakışır işbiriliğinde bi kurul ödül vermeli  bence... Siz siz olun sakın o sokakta taptığınız bir şöhret görünce bi fotoraf çekinebilir miyiz demeyin valla çok pis küfür yersiniz..Gidin takip edin tenha bi yerde kıstırın...Trafik ilerlemiyor zaten..

Resim
Resim

Çatladıkapı çarşısını ilgililerine tavsiye ederim. .İncik boncuktan içim kıyıldığı için beni inanılmaz bayıyor takıcılar.. Ama ana yolda kira parasını çıkarcak diye muazzam  bi paraya satılan kolyeler, babannemin yemenisinden pareolar orda daha ucuz..Deriden yapılan çıpalı babalı bilezikler hoş ama benim favorim eski anahtarların paslaşmış halinden yapılan yaratıcı kolyeler.Her seferinde babannamden alayım bi kapının anahtarını ,para vermeyim kendim yapayım diyorum ama evet unutuyorum.İlla hediye bir şey alacaksanız sakızlı kahve veya sakızlı şarap da düşünülebilir..Gemici'nin sakızlı beyaz şarabı tatlı şarap sevenler için ideal..Yeri zaten çarşının girişinde.
Gemici - sakızlı beyaz şarabı burdan alıyoruz
Alaçatı'nın nostalji seyyar satıcılarını çok seviyorum. Köz mısır bana çocukluğumu  hatırlatır. Ve de bal badem ya da turşu suyu.. Her çıktığımda da muhakkak birinden  birini alırım.. Közde mısır yedikten sonra siyah dişlerle nası olsa objektiflere gülümsemek zorunda da değilim..Bi de niyetçi var ki çocuğunuz varsa illa bi durursunuz.


Ve son zamanlardaki bana göre en lüzumsuz trendlerden biri gelin ve damadın alaçatıda fotoğraf çektirme ısrarı.. kabul ediyorum stüdyoda fonda maldivler abartılı bi kafayla gelin damadın istikbal göklerdedir duruşuyla bakmasından daha akla yatkın ama hadi bizi geçtim damada yazık yahu...Damada diyorum zira 2 saat içinde gördüğüm 7 çiften 6 damat mutsuzdu..Vermişler ellerine bi akordeon temmuzda kan ter içinde bi o yana bak bi yana. Bi de gelin gibi rahat değiller biz geçerken.. Dur insanlar geçsin öyle çekin diyorlar.Ama gelinler daha çok zaten fotomodellikten gelmeler..Arkalarında da muhtemelen iğne topuk baldızları kuş yuvası saç şekillerinden ve bilmişliklerinden anlayabilirsiniz.Akıllı gelinler altlarına sandalet giymişler..Aferin!..Bi de o rengarenk balonlar ne o balonlar çocuk gibi..Bi de romantik bisikler var ..mor!.. Abi almış ablayı arkasına alaçatının arnavut kaldırımlarından cumhurbaşkanlığı bisiklet turunu katılcak..Te allam yaaa...Kız kardeşimin yaptığı yöntem güzel bak..Sabahtan akşama gelin takip sistemi fotoğrafçılık..Onu da bi başka yazımda yazayım bak aklıma geldi..




Peki gece hayatı sadece yemek yemekten mi ibaret?..Değil ama öyle dımtıs sabaha gadar dans beklemeyin.1 buçuk bilemedin 2 müzik kapanıyor..Normal de yani dibinde evler var günlüğü bilmem kaç lira butik oteller var..Lounge olarak geçen bu mekanları gündüz görmeniz zor.Dar bir koridordan geçerek taş evlerin lounge laşmış avlularına ulaşıyorsunuz..Mum Göz Tren tavsiye edebileceğim loungelardan birkaçı.

Alaçatı ile ilgili bu ilk yazımı aile içinde dilimize pelesenk olmuş bir cümle ile son vermek istiyorum.. "ah anne ben demiştim açacaktın 15 sene önce buraya bi mezeci, o kadar da demiştik..."