Siz de bu sıcaklardan bunaldıysanız ve henüz bir tatil programı yapmadıysanız bizim teknelerden biriyle bir haftalık bi tura ne dersiniz.? All inclusive otellerin beklemiş ve envai çeşit yemekleri yok belki ama istediğiniz yemeği yapma özgürlüğünüz var.Sıkışık şezlonglar yerine güvertede güneşlenme imkanı var.Sonraaa kafanıza plajda top yemiyorsunuz en fazla sizi biri tekneden denize atar.Mayonuza oranıza buranıza kum girdi derdi de yok.Ayol biz kaptanlıktan ne anlarız demeyin onu da buluruz. İşte bizim 5 kişi birleşip bi danaya ay aprdon bi tekneye girdiğimiz o tekne..Margarita...
Sayfalar
11.7.14
Yelkenli tatili alır mıydınız?
Ceydanın objektifinden benim montajımdan ortaya karışık bi tanıtım filmi.
3.3.14
Antarktika'nın buzul buzul yolları
Dünyanın incisi şirin Antarktika’dan merhaba! Yok iş
derdiydi, kredisi geldiydi, aile gerdiydi, haydi hepsini bir kenara bırakalım..
Sizler için dünyanın bir ucuna da giderim derken şaka yaptığımı mı
sanıyordunuz? Yanılmıyordunuz saçmalamayın tabii ki gitmedim.Ama yine bir
gideni buldum…Fuat Yıldırım..Kendisi 40lı yaşlarda sarışın renkli gözlü
maceraperest ve bekar...asdfghj. La Marche de L'imperieur filminin devamını çekmiyor ama işte doğru mu diye yerinde
incelemeye Antarktika'ya gidebiliyor.(böyle Fransızca yazdım alınmıyosunuz di mi
– imparatorun yürüyüşü belgeselinden bahsediyorum) . gerçekten zorlu bir
maceraymış ve iğne ipliğe dönmüş , balinasından fokuna pengueninden
buzullarına güney kutbuna dair ne varsa
her bi şeyi de görmüş. Mişli geçmiş zamana bi son vereyim ,birinci ağızdan
dinleyelim...Pardon pardon.. Başlamadan önce Fuat abinin her gittiği yerden sonra
şehirleri öğrenip ezberleyecek havsalam kalmadı o yüzden sorularım ilkokul bir seviyesinde olabilir ve önceden de
çalışmadım. Kusura bakmayın.
1. Abi sana bir sorum var bilsen bilsen sen
bilirsin Antarktika mı Antartika mı? (röportaj bitti)
Lisede edebiyatım iyi değildi, ve aslında anlatımda
problem yok da yazarken hızlı yazdığımdan hiç dikkat etmezdim, bazen yazdığımı
da okuyamazdım:-) Bu yüzden üniversitede notları da hep
iyi yazanlardan fotokopi çektirdim. Seyahatlerimde tuttuğum günlüklerimi
arkadaşlarımla paylaştığımda hep imla hataları bulup “ bak şunu şunu doğru
yazmamışsın “uyarılarını da “ daha düzeltmeden geçmediler”' laflarıyla
geçiştirirdim. Nihayetinde sözünü ettiğim o düzeltmelere hiç sıra gelmezdi.
Ben gidene kadar Antartika Antartika’ydı, gidince öğrendim
ki Antartika aslında Antarktika imiş
2. Hangi
ülkeye bağlı burası?
Hiç bir ülkeye bağlı olmayan tek kıta. Bu arada coğrafya
bilgimizi de tazeliyelim. Dünyada ki 7 kıtadan biri. Yaklaşık 50 ülkelik bir
üyeler topluluğundan oluşan bir komisyonca belirlenen kurallar dahilinde
turistik geziler ya da araştırma üsleri için herkese açık. Biz Türkiye olarak
üye değiliz. Şimdilerde Osman Atasoy’un üye olmak ve bir üs kurmak la ilgili
bir girişimi var. Hatta oradayken benim de
7 yıldır terkedilmiş bir Arjantin üssüne yanımda getirdiğim bayrağı
asarak bir an işgal kuvvetliğine soyunma teşebbüsüm oldu. Hatta bu teşebbüsü daha
da ileri götürerek, gelen 8 kişilik Fransız dağcı grubunu arkadaşım Don ile
karşılayıp ' Türkiye araştırma üssüne hoş geldiniz' demem üzerine, Fransızların
bir bana bir bina üzerindeki koskoca “Arjantin üssüne hoş geldiniz” yazısına
bakıp duruma pek anlam verememelerini tebessümle seyrettik. Sonra ben onlara
üssü satın almak istediğim konusunu açınca bayağı gülüştük. Ne de olsa Arjantin
ekonomisi kötü..Ben de girişimci ruhumla ticaret yapayım dedim. Ukraynalılar
kendi üslerini 1999 da 1 paund ‘a İngilizlerden almışlar. E o kadar para ben de
veririm yani…
3. Valla yiyosun beni sanırım...Neyse..En son
Atlantik’i geçerken röportajı yapmıştım senle. Biz senden bi pasifik macerası
beklerken sen gittin dünyanın bi ucu Antartika’ya? Neden? (genel sordum)
Tam da dediğin gibi. Eylü’lün ilk haftası, ofiste
oturuyorum, birden kafamda bir şimşek
çaktı. Hayalle gerçek arasında gidip geliyorum, tatil zamanım da geliyor ne
yapayım derken birden bu yıl Antarktika hayalimi gerçekleştirebilir miyim diye
düşünmeye başlayıp bulduğum Antarktika'ya giden her yelkenli tekneye mail
attım. Üç gün sonra cevap da gelince 'maceram geldi, bir Antarktika yapayım '
dedim.
4. Hayır o
değil eski röportajını okumayanlar için sorum sadece neden Antarktika değil;
.Neden böyle biraz zorlu parkur(!) tercih ediyosun? Ego tatmini mi? belanı mı
arıyon? Akdenizin suyu mu çıktı? İçinde hayata karşı durduramadığın bi isyanın
var da onu mu bastırıyon? Nabıyon? (burdan sonra psikolağa yönlendirdi! )
Çocukken herkes gibi masallar dinlerdim, bazen o masal
alemine dalar, orada kendimi kaybederdim. Büyüdüm denizi öğrendim.
Büyüklerimden deniz hikayeleri dinlemeye başladım. Bu hikayelerde hep büyük
denizler, azgın dalgalar, güzel doğa betimlemeleri vardı. Bir zaman sonra
hikayeleri dinlemektense hikayenin içinde olmak gibi bir saplantıya tutuldum.
Egom dürttü durdu yani… Bu yüzden de gidilmesi kolay olmayan, aşılması zor
denizlerin cazibesine kapıldım. İşin
doğrusu içine girince 'yahu ne işin var buralarda, ne doğru dürüst uyku, ne
yemek, nedir bu eziyet, zaten Ege dünyanın cenneti yap yelkenini, gir denizine,
git Yunan tavernana' dediğim de oluyor. İşin en güzel yanı bilinmezliğin hep
bir korku doğuruyor olması… Gidip gördükten sonra bilinmeyen artık bilinir
olduğundan korku da kalmıyor...
5. Ailen mesela
senin bu uç seyahatlarını nasıl karşılıyor? Yazık günah değil mi insanlara hiç
düşünmezler mi seni oğlum orda ne yer ne içer? Utanmıyo musun insanları helak
etmeye?!!
Genelde en büyük sıkıntım bu. Atlantik’te kimse nereye
gittiğimi bilmiyordu. Sadece ben bir ay yokum iletişim de yok deyip çekip
gitmiştim. Bu sefer artık onlar da akıllandı, böyle bahaneleri yutmuyorlar. Son
haftaya kadar sorduklarında bazen Peru, bazen Himalayalar diye atıyordum. Bu
sefer gezi öncesi yazı Naviga’da çıkacağından mecburen ufaktan söylemek zorunda
kaldım. Gitmeden vasiyetimi de söyleyeyim de arkamdan kavga olması dedim:-)....
kazasiz belasız karaya ayak basıp iletişime ulaşınca ilk söylediğim 'daha
kimseye miras yok' oldu.
Eh! Annemin ben gelene kadar bilmediği bütün duaları da
ezberlediğinden eminim. Her seferinde 'bir daha yok hakkımı helal etmem'
sözlerine helalliği bir şekilde alarak yola devam ediyorum.
6. Hazırlık süreci nasıldı?
En önemlisi benim
karar vermiş olmam ve gerekli onayın da gelmiş olmasıydı. Ondan sonrası
soğuk iklim kıyafeti tedarikleri gibi ayrıntılardı ki zamanla hepsini
hallettim.
Bu sefer tekne sahipleri profesyonel olunca teknede
düşünmem gereken bir şey olmadı. Zira Atlantik geçişinde hazır diye gittiğim
teknede her şeyi sil baştan yapmak zorunda kalmıştım. Oraya gidince de sefer
öncesi denizcilik tecrübemle yaptığım ufak katkılar oldu....
7. Antarktika’ya
bizimle seyahat edecek bay bayan elamanlar aranıyor gibi bi ilan mı vardı da
buldun bu ekibi? Hiç tanımadığın adamlarla dünyanın bi ucuna gitmek riskli
değil mi?
Üniversiteye yeni girmişim, 16 yaşındayım iktisat dersi
profesör kürsüde ilk dersi anlatıyor
'risk arttıkça kazanç artar' ….Hayda !!! bu da ne böyle deyip, ticaretle ilgili
ilk dersimi almış oldum. Denildiği gibi de, oldu ticarete atıldım risk aldım
kaybettim! risk aldım kazandım:-). Yani hayatta adrenalimi yüksek tutan bir
risk ivmesi var. Sonunda çoğunlukla kazanç manevi tatmin oluyor. Buna ego
tatmini de diyebiliriz:-)) Dünyanın Sibirya'dan Antarktika'ya kadar hemen hemen
her yerini gezdiğim için çok insan tanıdım, yeni insanlar tanımak hayatta bakış
açımı geliştirdi. Şimdi de hiç tanımadığım 8 kişiyle buluşup dönüşte sanki 40
yıllık dostlar gibi vedalaşmanın keyfi çok büyük. Aslında çok kısa zamandır
tanıdığın bir grup insanla bu kadar dar alanda beraber yaşayabilmek ve bu
hoşgörüyü geliştirebilmek daha da büyük bir keyif.
8. Rota nasıldı ve seyir ne kadar sürdü? Drake
boğazından mı geçtiniz? Yoksa Cape Horn’dan mı ( coğrafya bilgisi kıtalar terk)
Neredeydin diye soranlara, Antarktika deyince. Kutup
ayıları nasıldı? diye bir soruyla karşılaştım. 'yok ben Güney kutbundaydım,
orası kuzey kutbu' diye cevap verince yurdum insanımın coğrafya dersinden
genelde kopya ile geçtiği kanısına varıyorum.
İlk çıkışımız Arjantin Ushuaia, genelde lojistik merkezi
ve Antarktika çıkışları buradan yapılıyor.
İkinci durak 26 mil sonra, Şili Puerto Williams ,burası
da Şili donanma üssü ve Şili karasularından geçtiğimiz için buradan çıkış
alıyoruz. Devamında da Cape Horn ve Drake pasajı toplam Antarktika ana karaya
kadar 600 millik bir yol . Drake pasajını geçiş 3.5 gün sürdü.
9. Seyir
sırasında neler yaşadın en zor kısmı
neydi? Mesela whatsapp’dan bana teaserını yollamıştın . Videoda buzların
arasından geçiyodu tekne? nasıl yani? teknenin altı vurmuyo mu ya da bordası
zarar görmüyo mu? (konuyu anlamamış)
En tehlikelisi ilk gece Drake pasajı geçişinde oldu. Bunu
da sana günlüklerimden tuttuğum notlardan aktarayım:
Nöbete geçtim her şey sakin,Cath ve Jeklin’le sohbet edip
03:00 da Darrel’a nöbeti devredip yatmaya gittim.Tam yatmışken teknenin
haddinden fazla yatmaya başladığını hissettim,her iki tarafta da yalpaya
düşüyordu.Hemen kalkıp ne olduğuna baktım,yardım gerekmediğini rüzgarın
değiştiğini söylediler.Tekrar yattım 10 dakika geçti daha çok pandule düşmeye
başladık, bu arada burnuma gaz kokusu geldi,herkes ayakta fakat kimse
hissetmediğinden Jeklin’le gaz kokusu alıp almadığını sordum o da aldığını
söyleyince ,hemen yataktan aşağı fırladım,acilen dışarıdan gazı kapatmalarını
söyledim,her şeyden daha önemliydi ve lamba yakmaya çalışan Kevin’i uyarıp
kesinlikle lamba yakılmamasını söyledim.Yukarıda ise Cath ve Darel dışarıda bi
rşeylerle uğraşıyorlardı ve içeride olanların farkında değillerdi ,sorduğumda
yardım istemediklerini ana yelken iskotasının koptuğunu söylediler.En tehlikeli
olay… Aerorig sadece ana yelken iskotasıyla kontrol ediliyor,ana direk her yöne
dönüyor bu arada hava 35-40 knt ları buldu.Hemen üzerimi giyip ana yelkene
kılavuz çeken darella yardım edip asılarak vinçe almaya çalışıp başardık,Cath’e
de gazı kontrol etmesi için içeri
gitmesi gerektiğini söyledim.Uzun uğraşlara kılavuz ve yeni iskota donatıp
ikinci camadan vurup normale döndü. Elimi kaldıracak halim yokken bir anda
vücudum nasıl adrenalin üretmişse halata çıplak elle var gücümle sarılmamı ben
de hayretle karşıladım.Bunun acısı sonra çıkmazsa iyi.Tüpün arkasından gaz
borusu kopmuş ve komple tüp gazı içeriye veriyormuş, ucuz atlattık....Bu arada
tuvalet de arızalandı:-)))Saat 04:46 tekrar yatağa geldim....
Antarktika’da seyir yapan tekneler o bölge için özel
donanımlara sahip; düşük süratle buza çarpmadan onu
iterek ilerliyorsun eğer buz çok kalınsa şansın yok, geri dönmek zorundasın.
Bazen de kopan buzulların oluşturduğu oluşumlar çıkıyor karşına; bunları da
itip tekneye yol açıyorsun. Özellikle Antarktika'ya yaklaştığında başıboş
dolaşan buzullara çarpmaması için devamlı göz açık bekliyorsun...
10. Antarktika’ya varınca sizi neler bekliyordu? Mevsim yaz mıydı kış
mıydı? Adaya düşünce ne diledin?
Tam yaz mevsimi, yaz derken bademler çiçek açmamıştı
yani! Kuzey Kutbu'nda 400'e yakın çiçek açan bitki türü varken, Güney Kutbu'nda
bir tane bile olmaması yaz da olsa havanın nasıl olabileceği hakkında fikir
veriyor. Su sıcaklığı 1 derece denize düştün, 1 dakikada çıkman lazım yoksa
hipotermi den gidersin.
İlk gittiğimiz gün masmavi gökyüzü sanki cennet, her
taraf buzullar, penguenler, balinalar, foklar… tam bir belgesel havası, ben de içindeyim . Ben ne
bileyim o gördüğüm güneşin sonraki 1 ayda göreceğim ikinci güneşli gökyüzü
olduğunu. Bende 'oh mis gibi hava, tam keyif yaparım ' havasına girmişim. Sonra
Antarktika’nın karlı ve puslu havasının keyfini uzunca bir süre yaşadım.
Antarktika’ dasın, Alaaddin ’in cini lambadan çıktı .bir
dilek hakkım var... Bunu da günlüklerimden aktarayım.( lamba değil o çaydanlık bi kere)
Antarktika’dasınız suyunuz sınırlı, tuvaletlerde sorun
var, kaynakları idareli kullanmak zorundasınız ve size bir günlük hediye
verilmek istenirse ne dilersiniz...Hani televizyonda survivor yarışmasında
kazananlara bazen ödül veriyorlar ya şimdi öyle bir şey hayal edin....08:50 uyandım Don kokpitte oturuyor gece olanları hiç
duymamış ona hikayeyi anlattım şaşkınlıkla dinledi...birden önümüzdeki buzulun
arkasında dün gece AIS
den gördüğümüz 192 metrelik kocaman yolcu gemisi 'seabourn quest' duruyordu, teknedeki müşterilerini
penguenleri görmeleri için karaya taşıyorlardı. Don’a dönüp şakayla 'kaptana söyledim bize bot gönderecek
kahvaltıya çağıracak' dedim ve gülüştük. Aradan 15 dakika geçti ve gerçekten
bir zodiac bot önce Polo Flat’ e uğrayıp sonra bize geldi, dışarı çıktım
gerçekten de kaptanın bizi gemiye davet ettiğini, tüm ihtiyaçlarımızı
karşılayacaklarını, gelirsek bizi alacaklarını söyleyince şaşkınlıkla
bakakaldım...Don’a ettiğim şaka gerçek oldu...Teknedekiler daha uyanmadığından
onları uyandırıp haber verdim , Don, Cath, ben ve Polo Flat’ten Mike ile
Patrick 15 dakika sonra kendimizi botla
gemiye doğru yol alırken bulduk...'
Önce köprüde kaptanla tanışıp sohbet ettik, bizi çok
içten karşılayıp bize 425 numaralı odayı tahsis etti, banyo ve her türlü
ihtiyaçlarımız burada giderdik.3 gündür iki tuvaletimizde de problem
olduğundan, çalışır durumdaki bu tuvalet bizi bir hayli
heyecanlandırdı:-)))Sonra salona gidip Avusturalyalı Erik ve eşiyle sohbet edip
kahve keyfi yaptık,( bu arada dbl oda 70000 USD mış) sonrasında da kaptanın
davetiyle öğle yemeğine kaldık. Yanımıza hediye olarak da her tekneye ayrı
meyve ve şarap verdiler. Ayrıca her türlü isteklerimizi tedarik edeceğini
söyleyen kaptan Larson inanılmazdı. Bizim ihtiyacımız yoktu ama Polo Flat’in su
ve yakıt ihtiyaçlarını karşıladılar. Bu onlar için mucize gibiydi, bir gün önce
bu ihtiyaçlarını biz karşılaşacaktık , şimdi gemiden onlara botla servis yapılıyordu:-)))
Gemi içinde gezerken insanların bize olan bakışları karşısında kendimizi yaban
hayattan kopup gelen yabancılarmış gibi hissettik. Herkes bize dönüp
‘siz o yelkenli tekneden gelenlersiniz değil mi?’ diye sorup sohbet
etmek istiyordu. Danimarkalı kaptan Larson davetimiz üzere saat13:00 da bizi
ziyaret etti. Anlattığına göre 1996’da burada çalıştığı keşif gemisiyle
Antarktika Bezorg isimli bir teknede çok
kötü bir ünü olan Norveçli kaptanın yanındaki iki Arjantinliye rastlar.
Onların tekne içindeki sefil hallerini görünce, onları ülkelerine götürmeye
karar verir ve bundan sonra da ne zaman etrafta yelkenli bir tekne görse yolcularının ihtiyaçlarını
sormadan geçemez.
Bunun nasıl bir mucize olduğu anlatılamaz. Yokluğun
içerisinde bir anda her türlü konforunuz var. Kaptan Larson’a gerçekten içten
misafirperverliği için tüm denizciler adına teşekkür ettik ..böyle kaptanlar
denizlerde her zaman lazım...
En son Don'a dönüp 'bak bugün pazardı sizi gemide
ağırladım, benim sıram geçti haftaya sıra sende' deyip gülüştük...
Hastalığım hala tam geçmedi, öksürüğüm gece artıyor,
boğazımda hafif şişme
başladı...teknedeki soğuk algınlığı durumu: Phill, Darel, Cath, Jeklin, Waren,
Newil , Kevin ve ben yani Don hariç herkes:-)
11. Senin bu anlattıklarından sonra blogumu videolara boğasım
var ama boşver halkımız okusun. Biz burada
penguenleri çok yakından tanıyoruz,
Antarktika’daki penguenler Türkiye hakkında ne düşünüyor peki sordun mu?
Antarktika’dayım,
malum, buranın ahalisi penguen kolonileri, ben de ilk ziyaretimi onlara
yapayım, dedim. Gittim yanlarına, bir bağrış bir kıyamet. 'ne o kardeşim niye
bağırıyorsunuz' diyorum. İçlerinden biri çıkıp, sen Türk değil misin, deyince
şaşırıyorum. Benim Türk olduğumu
duymuşlar, Haziran ayında, telif hakları
ödenmeden paparazzilerin çektiği özel hayatlarının bizim tv lerde boy
göstermesine çok bozulmuşlar. Beni de orda bulunca isyanı bana patlattılar. Bir
de yuvalarını yapmakta kullandıkları pek değerli taşlarına kıyıp,karın üzerine
onlarla 'Diren Antarktika' yazdılar ki sorma çok utandım ...
12. Şimdi oraya
gitmek için birçok kişi de hazır sıraya girmişken soralım bakalım önce nerelere
neyle gidilir ve nerde kalınır? (illa yelkenle buzlar arasında dolaşcaklar diye
kasmıyolar mesela uzaktan bakmak isteyen ayağım yere bassın kafasında okuyucular
için tavsiyelerde bulunur musun)
Gördüğüm ve beni şaşırtan birçok yolcu gemisinin
Antarktika'ya sefer yapması. Bana sorarsan bu gemilerde ancak dışarıdan manzara
seyri yapılır. O kadar insanın botlarla taşınması, kurallar v.b. çok sıkıcı olabiliyor. Orada özgür olabilmek
için tek şans yelkenli tekne, başka seçenek yok. Bunu yapan da yaklaşık 10
tekne var ve bunlar da çoğunlukla dolu, bazen benim gibi şansını zorlayıp bir
son dakika yeri bulunabiliyor ama genelde bu işler 1-2 yıl öncesinden organize
ediliyor.
13 .Son olarak Mars'ta da deniz olsa oraya da gider misin?
Yani Mars’da deniz vardı da biz mi gitmedik. Şimdi Mars
malum kızıl gezegen, maviliklerin içinde yaşıyoruz, Antarktika’da beyazla
siyahın arasında her tonu gördüm. Şimdi neden kızıl olmasın:-).....Hele bir
çıkış transitlogları hazırlansın da !!! seyre devam.....
Ya şu hareketler hiç yaşına başına yakışıyo mu allasen.Transit log hazırlansınmış. (kıskançlığımdan battaniyenin altına girdim ağlıyorum şu an)
Etiketler:
Antarktika,
Drake,
Fuat Yıldırım,
penguen,
Ushuaia,
yelken seyri
13.1.14
1.11.13
Bekle Bizi Akdeniz -(Yunanistan - Adriyatik - İtalya)
Akdeniz için kazığı yiyen de rüzgarı yiyen de şereflidir!!!
Şimdi sırada da iki kaptanın rutin Akdeniz seyirlerinden bir demet...(Politikacı gibi girdim trt müzik spikerine bağlayarak bitirdim...)
- Phoenix, dönüşünüz ne zaman?
- 2 ay sonra.
- Aurastel, dönüşünüz ne zaman?
- Eylül 15.
Dönüş
tarihlerini hep öğrenmek istiyoruz da bir defa da sorduk mu nerelere
gideceksiniz, ne yiyecek ne içeceksiniz diye… Önce kaptanlık mesleklerinden
girizgah yaparak Yunanistan, Hırvatistan, İtalya'ya kadar
olan rota tavsiyelerini soruyoruz Cihan Eser ve Mehmet Baylan’a. Umarız onların
tercihleri yatçılar için güzel bir yol haritası seçeneği olur. (ikisi de büyük şiveli Bodrumludur anlamadığınız yer varsa işaretleyin sonra sorarsınız)
Kaptan
kime denir?
Mehmet
Baylan - Kaptan denizci sıfatını almak için ömrünü denize adamış,
sorumluluk almaktan çekinmeden doğaya karşı mücadele etmekten haz duyan
,özlemlerini hasretlerini dizginleyebilen, deniz kızları gerçek olsa karaya
adımımı atmam diyen ve işini bir yaşam biçimi olarak kabul eden insan
topluluğudur. Ha bir de şu var ki; bizler bir ayağı karada kaptanlarız, yaptığımız
işin yarısı denizcilikse diğer yarısı da turizmdir.
Cihan Eser
-
Deniz turizminde kaptanı daha farklı yorumlarım. Kaptan sorumluluğunun içine
daha fazla özel sorumluluk, uyumluluk daha çok organizasyon, daha çok
samimiyet, daha çok güven, daha çok pratiklik girer. Yat kaptanlığı bu yüzden çok
daha farklıdır. Misafirlere ve personele karşı hiyerarşi değil daha yumuşak bir
tutum sergileyen bir kişilik gerektirir. Kısaca “Gemisini yürüten KAPTANDIR!” diyemeyeceğim.
![]() |
| Wait for us whiteseaasdfghjkl:) |
Biriniz
motoryat diğeriniz yelkenli kullanıyorsunuz. Ege ve Akdeniz’de saat kaçta seyre
başlamak makbuldür? Hakikaten Akdeniz’in denizi deli midir? Yoksa deli olan Karadeniz
miydi? Bilemedim şimdi. Şöyle sorayım; Akdeniz ve Ege’nin karakterini nasıl
tanımlarsınız?
M.B. Benim
ağalar (patronlar) yelkeni de denizi de iyi bilen seven insanlar, dolayısıyla
motoryatların sabahın erken saatlerinde geçtikleri yerleri biz rüzgarın esmeye
başladığı denizin kudurduğu zamanda geçiyoruz. Şeytanın karı boşladığı zamanda
yani. Ege Denizi’nde güvenli seyir edecekseniz en makbulü sabahın erken
saatlerinde başlayıp öğlen olmadan gece konaklayacağınız yere demirlemektir,
malum meltem sezonu. Fakat belirttiğim gibi bizde bu durum tam tersidir. Akdeniz
ve Ege Denizi şımarık, yerinde duramayan afacan küçük çocuklar gibidir. Akdeniz
diğerine göre “Dur oğlum, fazla ileri gittik!” diyen sorumlu kardeştir. Ege
evin küçük şımarık oğludur ama bir o kadar da afacan ve sevimlisidir.
C.E. Batı
Akdeniz’in Mistral’i, Scirocco’su, Ege Denizi’nin Meltem’i benim için bayağı bir
meşhur. En iyisi teknolojiyi kullanarak havaya göre misafirlerimizin rahat bir
tatil yapmasını sağlamak. Havadan dolayı bir yerde kalmak zorunda kaldıysak
alternatif şeyler düşünmeliyiz. Bu noktada kaptan ve personeli önem kazanır. “Akdeniz
salavat getirtir, Ege perişan eder.” diyebilirim.
![]() |
| Astipalya |
Buradan
goyveriyon İstanköy… Sonra? Size göre Yunan Adaları’nın enleri nereler? En
turistik? En sakin? En pahalı? Rüzgarı pek fena? Vs…
C.E. Yunanistan’ın
Batı tarafı sakinlik yönünden çok güzel, Ege tarafı çok turistik. Biz Türkler çok
seviyoz, bir de evi sırtında gezenler.
M.B. Ben sakin,
turizmin mahvetmediği doğal güzelliğini koruyan adaları beğeniyorum. Örnek
verecek olursak Kefalonya, Milos, Gaidharos, değişik mimarisiyle Symi, Anafi ve
tabii ki Girit. En turistikleri Santorini, Rodos, Mikenos, Korfu, Paros, Samos,
Patmos ve nudistlerin adası İos ve Zacyhintos. Bu saydığım adalar aynı zamanda
en pahalı adalar listesinde başı çekmekteler. Yazın meltem sezonu ile rüzgarsız
Yunan adası yoktur ancak daha az olanlar hangileri derseniz; güneydeki adalar
ve Mataban (Mora) etrafındaki adalar idare eder. En sakin ada ise bizler
tarafından eşek adası olarak bilinen Gaidharos. Açık ara birinci sırada bence.
Sadece bir iki taverna, beş altı hane nüfus ama eşsiz bir koy ve turkuaz rengi
deniz.
![]() |
| her yunan adası dendi mi karşımıza çıkan o malum görüntü |
![]() |
| Santorini eşekleri |
Nedir
bu Mikonos ve Santorini merakı? Orada nerelere bağlanırsınız? Genel olarak Akdeniz’deki
marinalardan memnun musunuz? Birkaç restoran ismi de tavsiye etseniz dadından
yenmez…
C.E. Hakikaten
güzel yerler. Mikonos’un gece yaşantısı ve Delos Adası’ndaki tanrıların mezarları,
bakir küçücük koyları, denizi çok güzel. İnsan kendini özgür ve çok rahat
hissediyor. Santorini… Güneşin batışı bir başka bu volkanik adada. Liman yok, şamandıralarda
sallanır durusun. Amma el yapımı şarabı çok güzel. Anafi’ye gidin, turkuaz
denizi harika. Lokanta olarak yalı gıyında hangi lokantaya gidersen git deniz ürünleri
taze ise memnun olursun. Şarabı da ev yapımı ise gel keyfim gel. Gazeteye çıkan,
hakkında makale yazılan lokantalar pahalı olabiliyor.
M.B. Mikonos…
Valla milletin bu adada ne bulduğunu anlamış değilim. Yunanistan turizminin “Mekkesi”
olarak kabul ediliyor ama nedenini anlayamadığım turizmin mahvettiği bir garip
ada. Dar sokakları, mavi beyaz evleri zaten tipik Yunan mimarisi. Ada halkı
kendi arasında bile İngilizce konuşuyor artık. Yüksek sezonda taksi bulmak
samanlıkta iğne aramaktan farksız, barınacak marina ve liman olmayışı da
cabası. Adanın güneyinde barınabileceğiniz birkaç koy mevcut ama limanı dar ve
boş yer bulmak neredeyse imkansız. Meltem, kucağında patlayan gereksiz ada. “Nü
olarak güneşlenmek istiyorum.” diyorsanız, Mikonos Paradise Beach tam biçilmiş
kaftan.
Santorini, ölmeden önce mutlaka görülmesi gereken volkanik
ada. Karşıdan görüntüsü “vay be” dedirten ama şehre çıktığınızda Mikonos izlenimini
veren doğa harikası. Girit’ten sonra sanırım en kaliteli şaraplar bu adada
yapılmakta, “Şarap Müzesi” ise gidip görülesi yeri. Şehir kraterin tepesinde. Ulaşım
10 dolara katır, eşek, at veya teleferikle yapılabiliyor. Kesif tezek kokusu
yürümeyi zorlasa da yaya da çıkılabilir. Kalabileceğiniz birkaç nokta var; acenteniz
yoksa tonozlara bağlanmak mümkün değil ve sürekli sallanmayı göze alacaksınız.
Çok korunaklı değil, içeriye girip çıkan kruvaziyer gemilerin dalgası ile daha
rahatsız edici bir yer.
Finikia daha sakin, Thriya 4-5 mil mesafede. Yaşlı bir Yunan
pancar motor teknesiyle gelip sizin tonozunu bağlar, sonra 100 avro toka eder. Burada
şehre ulaşım sadece katır sırtında ya da yürüyerek...
Yüksek sezonda acentasız hiçbir marinaya girmek mümkün
değil. Gemicilere verdiğiniz 500-600 avro bahşişler ise cabası, aman sizinkiler
duymasın, adamlarda bir doymuşluk var ki sormayın! Burunlarından kıl
aldırmıyorlar, kapris tavan yapmış. Biliyorlar ki siz çıksanız 100 kişi sırada
bekliyor, dolayısıyla umurlarında değilsiniz. Yalnız İtalya’da ve Fransa’da
birkaç marinada dikkatimi çeken bir şey oldu: Her gün sabah oranın yüksek tirajlı
gazeteleri ve İngilizce yayınlar teknenize bırakılıyor ve her teknenin
kendisine ait çöp konteynırı bulunuyor ama yine de bir D-Marin Turgutreis
değil. Ben gittiğim yerde turistlerin tıka basa doldurduğu yerlerden ziyade
yerel halkın tercih ettiği salaş mekanları tespit etmeye veya yerel esnaftan
öğrenmeye çalışırım. Genellikle tavsiyelerinin yüzde 70-80’i doğru çıkar.
![]() |
| Zatun - Hırvatistan |
| Corint |
| Montenegro |
Yunanistan’dan
direkt çizmenin ucuna mı geçiyorsunuz yoksa Adriyatik’te mi seyrediyorsunuz? Hırvatistan
ve Slovenya’da nerelere bağlanalım? Sibenik’teki D-Marin Mandalina Marina’ya
gittiniz mi?
M.B. Size
bağlı… Mataban’ı dolaşmak hem yolu uzatıyor hem de sıkıntılı, dolayısıyla
paraya kıyıp Korint’ten geçmek daha akla uygun ama Mora Yarımadası da boş
geçilmemeli, mutlaka görülmelidir ki her yerinden Osmanlı mimarisi fışkırmakta…
Son beş yıldır moda; Adriyatik, Hırvatistan, Venedik. Montenegro, Slovenya ve
Arnavutluk yeni yeni kabuğundan sıyrılıp turizme arz ettiler. Hırvatistan ise
herkesçe malum. Split, Dubrovnik, Zadar, Hvar, Sibenik gibi önemli turizm
merkezlerine sahip. Mandalina Marina’ya bu yaz gidiyorum kısmetse, 3 aylık
rezervasyon yaptık.
C.E. Havaya
ve yakıt durumuna bağlı, bir de zamana. Kaptan verir kararı. Slovenya’ya zaten
temmuzdan önce gitmemek lazım. Güzel yerler de, çok yağmurlu oluyor. Buralarda
yatınızı sokup bağlayabileceğiniz her koy güzel. Bora denilen rüzgarlara dikkat
etmek gerekiyor. D-Marin Mandalina Marina’da 10 gün kaldım. Çok güzel bir
marina. Marina müdürü Artun Bey’e gerek ilgisinden gerekse misafirperverliğinden
dolayı tekrar çok teşekkür ederim.
| Sibenik |
| Sibenik |
Geldik
İtalya’ya..Burda hangi limanları tavsiye edersiniz? Bağlama ücretleri nasıl?
Palamar hizmeti ücretli mi? ve bürokratik işlemler kolay mı?.Bir de
kişisel olarak ben Amalfi’yi merak ediyorum.
M.B. İtalya'da
tabii ki mafyanın doğum yeri Sicilya'dan başlayarak kuzeye doğru yol almak
oldukça eğlencelidir.belli başlı sayacak olursak ;
Sicilya da Sirracuza ve Etna yanardağını içinde barındıran Catania ki sahil şeridinden
bile tepesi daima dumanlı fokurdayan Etna'yı görmek eşsiz bir
tecrübedir.ardından messina kanalından geçip korku filmindeymişsin gibi
hissettiren stronboli volkanik adası eşsiz bir diğer tecrübedir,burası da etna
gibi sürekli aktif patlamaların yaşandığı volkan adasıdır.daha sonra Capri, Ischia, Ponza, Amalfi, Napoli, Roma, Sardinia Adası, Elba Adası, Laspezia, Genoa, Portofino
vs aklıma gelenler şimdilik bunlar. Sardinya adası sanırım Akdeniz'in en pahalı
marinalarını içinde barındırmakta.Marina ücretleri Türkiye ile kıyas olmucak
şekilde pahalı. Liman görevlisine bahşiş vermek sanırım gelenek haline gelmiş
almadan gitmiyorlar. Capri'de kalabileceğiniz iki yer var marina Piccola ve Marina Grande ki burası ana limanıdır. Yerleşim tepelerde kurulu bir diğer
gereksiz abartılmış ada.
Amalfi ise görülesi mükemmel yer.Tek kusuru limanı
veya korunaklı demirleme yeri olmayışıdır.küçük bir liman vardır ki orası da
yerel balıkçılar ve botlar tarafından
zapt edilmiştir. şehre karşıdan bakmak bile bu eziyeti unutturur.Etrafa yayılan
nefis İtalyan mutfağının kokusu da cabasıdır.
C.E. Adamlar formaliteleri aşmışlar, kolaylaştırmışlar. Biliyolar ki bizler para harcamaya geldik, fethetmeye değil.İlk limanda Capiteneriaya gidip işini bitiriyosun. Sonra devam gezmeye. Gireceğin limanlar yatının boyuna ve draftına bağlı. Bir adet Italian Water Pilot almanızı tavsiye ederim. Her bilgi var. Bazı özel limanlar vardır mesela. Capri, Portofino, Porto Cervo gibi.. Buralar public porttur ama rezervasyon gereklidir ve uçuk derecede pahalıdır. İstenirse alargada da kalınabilir.Beşik gibi sallanırsınız. Amalfi, Positano, Sorrento...Buralar çok güzel yerlerdir. Yalnız Amalfi'de liman yok.Bi tane iskele var şanslıysanız yer bulursunuz. Burlarda deniz solugan yapar. Capri çok güzel bir ada, çok turistik, çok pahalı. Hiç unutmam 1 kilo kiraza 35 euro ödediydim. Üzerinde "imported from Turkey" yazıyordu. Venedik...Geçen yıl Bien Alle festivali için 10 gün kaldım. Yerim de san marc meydanı karşısındaydı.Harika bi yer. Yatla girişinden tutun, çıkışına kadar. Herşey deniz yolu ile sağlanıyor.Ama çok pahalı.Birçok marina var ama kotralar için 150gt üzeri izin ile girip çıkabiliyor ve de acentan olması gerek. Murano, Burrano'yu duymuşsunuzdur. Cam fabrikaları olan yerler hani. Ateş pahası buralar.
Şöyle yeni başlayanlar için ; Turgutreis’ten çıktık ve İtalya’ya
gidiyoruz. Hangi ayı tercih edelim ve tavsiye ettiğiniz yerlere göre sindire
sindire kaç hafta sürer bu seyrimiz? (Lütfen cevaplarken kişinin dönüşte
gitmek durumunda olduğu bir işyeri olduğunu da düşünün. Yani beş
ayda doya doya gezersiniz olmasın)
C.E. Senin dediğin bu geziyi italyanlar yapar, 1 ay tatilleri var.Bölüm bölüm yapabilirsen bu geziyi daha iyi olur.Güney Fransa, Sardunya-Corsica, Güney İtalya, Adriatik sahilleri, İonya denizi.. Bir kerede bitiriverisen bi dahaki seneye dünyayı dolaşmaya galgagosun... (kalkarsın)
M.B. Gerçekten
ucu açık bir soru . Şöyle ki 2006 da Turgureis'ten 2 misafirimiz ile 1
haftada İtalya'ya varmıştık, kendimizi çok da kasmadık ve Corint'ten de geçmedik. Mora yarımadasından dolaşmıştık üstelik. Ben plan yapacak olsam Kos, Astipalaia, Santorini, Milos, Peleponeise ve İon denizini aşıp Sicilya Ciracusa, Catania ve yukarıda saydığım diğer İtalyan kıyılarına giderim. Sicilya'ya kadar
hiç kasmadan 10 gün diyebilirim. Gece seyir gündüz dinlenerek pekala da
mümkündür. Sadece İon denizini geçerken biraz zaman alır, İtalya'da mistrale egede
melteme mutlaka dikkat etmek gerekir, bunun için en uygun zaman haziran ayıdır.
![]() |
| Amalfi |
![]() |
| Mykonos |
Eminim yüzlerce anılarınız
vardır..
C.E. Evet var ... (?!?)
M.B. Benim
açımdan yer yarılsa da içine girsem dediğim olay Symi limanında geçiyor. Symi limanına
girmiş demirimizi atmış rıhtıma doğru tornistan yanaşıyoruz,arka palamar
halatlarından sancak tarafındakinin toka olduğunu gördükten sonra arkaya
yardımcı olayım diye iskele taraftaki palamar halatının başına da ben geçtim,halatın
sahilde bağlı olup olmadığına bakmadan halatın boşunu alayım deyip olanca
gücümle halatı asıldım, ilk asılma anında hafif bir mukavemet hissetmemle
denize bir şeyin düştüğünü anlamam bir oldu,kafamı kaldırıp baktığımda elinde
benim palamar halatın ucu ağzından köpükler çıkararak çılgınca bağıran yunanlı
liman görevlisini gördüm, işte o an yer yarılsa da içine girsem dediğim
anlardan birisidir.halata artık nasıl hızlı çektiysem elinden halatı bırakacak
zamanı bulamamış bizim limancı neyse adamı denizden çıkarmaya yardım etmekle
etmemek arasında gidip gelirken tüm cesaretimi toplayıp adamı denizden
çıkaranların arasına katıldım,adamı rıhtıma çıkardıktan sonra abartısız 10
dakika boyunca hiç nefes almadan olanca hiddetiyle bana Yunanca bir şeyler
söyledi ( hiçte hoş olan şeyler değildi galiba)
Etrafımda
ne olup bitiyor diye kafamı bir kez daha kaldırdığımda oturduğu sandalyesinden
düşen kafedekileri, ağzındaki kahveyi karşısındakinin suratına püskürten tekne
sakinlerini ve ters dönmüş karafatma gibi çırpınarak kıç güvertede gülen
patronumu gördüm.tüm bunlar beni içinde bulunduğum buhrandan bir nebze kurtarsa
bile elindeki halatı cep telefonunu,telsizini,cüzdanını denize düşürme pahasına
bırakmayın kızgın ihtiyarı görmemle tekrar matem havasına bürünen ben adamdan
defalarca özür dileyerek vicdanımı rahatlatmaya çalıştım ama nafile,neyse ki
öfkesi bir nebze geçen ihtiyar limancı arkasını dönüp söylene söylene
uzaklaştı,.. adamcağız neden ben halatı çektiğimde elinden bırakmadı da öylece denize
düştü diye düşündüm,sanırım görevine sıkı sıkıya sarılmak bu olsa gerek.
İşin acı
tarafı bir sonraki sene yolumuzun tekrar Symi'ye düşeceğini öğrendiğimde adamdan
kendimi affettiririm diye birkaç hediye ve yaş üzüm rakısından oluşan paketi
kendisine taktim etmek istedim fakat adamcağızın öldüğünü öğrenmemle birlikte
bu planım suya düştü .Ruhun şad olsun umarım affetmişsindir beni yaşlı limancı.
Şimdilik bu kadar... Fransa ve İspanya güzergahları başka kaptan arkadaşlarımızla artık...
5.10.13
Atlantik'i Geçerken...
Yok ben geçmedim ... Ama geçen birini tanıyorum...
Geçen pazar denize girdik şimdi de kar havası var burda. İlkbahar- yaz- bu ne ayol böyle- kış oldu mevsimler...Dolayısıyla da gezemiyoruz bir yana, para da bitti....E ben de eskileri çıkartıyorum kışlıklarla birlikte... 2011 yılından bir röportaj , naftalin kokan bir yazım..
2011 yılı o zamanlar marinada çalışıyorum ve ara ara marinanın dergisinde yazılar yazıp röportaj da yapıyorum eşle dostla...Sonra o yazı nasıl bi ses getirdiyse (abartıyor) pegasus'un temmuz sayısında bile çıkmıştı..O ay uçağa binenlere de yazık yoklama yapıp bayıyordum habire.."Okudunuz mu?...Yanınızdakilere de bakın benim sayfaları okuyolar mı , her koltuğa dergi koyuyolar demi kontrol edin" diye..Size de böyle kişiler sonradan görme gelmiyor mu?..Bana gelmiyor. :)
Atlantik’i
geçen ilk Türk değil ama Atlantik’i geçen bir Türk ile ilk röportajım.
Turgutreis’in ve D-Marin’in tanınmış simalarından Dragut teknesinin
sahiplerinden Fuat Yıldırım ile yaptığım söyleşide okyanus aşmanın ne gibi
maceralara gebe olduğunun yanı sıra insan bünyesinde yarattığı duygu, ego ve
içsel yolculuğu da öğrenmek için can atıyordum. Dile kolay 90 m2 içinde kara
görmeden dış dünya ile kısmen iletişimsiz geçen 20 gün… Okyanus aşmak zor mu?
15 gün kara görmeden suda seyir kişinin ruh halinde ne gibi değişimlere neden
olabilir? Okyanus geçerken yanınıza almanız gereken 5 şey nedir? Gerçekten 15
gün sonra “Kara göründüüü!” diyen biri çıkar mı?... vs.
D-Marin
World Güliz Duransoy
Bir tekneyle ilgili bir şey sormak için Nuray’ı aradığımda
Fuat Abi’nin yurtdışında olduğunu ve 1ay gelmeyeceğini öğrendiğimde aylardan
kasımdı… Nerede olduğunu ailesi dahil kimse bilmiyor, onun tek başına bir
aylığına bilinmeyen bir yere tatile gitmesi giderek gizemli bir hal almaya
başlıyordu. Nedeni gelince anlaşıldı. Kimse onu merak etmesin diye Searenity
isimli tekne ile 5 kişi birlikte okyanus geçeceklerini kimseye söylememiş. Döndüğünde bu özel ve macera dolu an(ı)larını
ilk kez ve sadece D-Marin World’de paylaştı. Az sonra….
Bir
kişi neden okyanus aşmak ister? İlk ne zaman bir okyanus aşayım hissine
kapıldınız?
Bence bu bir ego tatminidir. Ne kadar dayanırım, limitlerim
ne gibi sorulara cevap bulmak istiyorsunuz. Şimdi birçok kişi, “Kardeşim
buralarda pırıl pırıl denizde yelken yapmak varken kafayı mı yedin, ne işin var
günlerce denizde kara görmeden sallanarak gitmeye?” diyebilir. Dedim ya ego
tatmini farklı bir şey. Yıllardır buralarda yelken yapıyorum. Dünya seyahati yapmış
büyüklerimden okyanus geçişlerini dinlerken ve bununla ilgili kitaplar okurken
maceracı tarafım hep bunun içinde olmak istiyordu. Hakan
Öge 'nin Mardek kitabını Erol Kepenek editlerken okumuştum. O
zaman ben de bunu yapmak istiyorum diye düşündüm. İki yıl önce Güney Amerika
seyahatim sırasında Ushuaia’dayken liman içindeki tekneleri gezip “Bir gün
buradan geçip Antarktika'ya gitmek isterim.” diye düşündüm. Daha olmadı ama
şimdilik uzun seyahate Atlantik’le başlamış oldum.
Teknenin
özellikleri neydi, kaç kişiydiniz, bütün ekip için siftah mıydı?
Tekne 2002 model x612 idi. Belçikalı sahibi tekneyi 6 ay
önce almıştı. Ekip olarak 5 kişiydik; 3 Belçikalı ve iki Türk. Tüm ekibin ilk
okyanus geçişiydi. Kaldı ki daha önce tekne sahibi teknede hiç balon basmamış.
Balon donanımlarını hazırlayıp balonu da ilk defa birlikte bastık.
Seyir
haritanız neydi?
29 Kasım'da Pasito Blanco Marina Las Palmas'dan yola
çıktık. Planlamamız güneye inip uygun rüzgarlarla tek rotada Martinik Adası’ydı.
Martinik'i en uygun Avrupa dönüş bağlantıları olduğu için seçmiştik. Tabii
planlar her zaman tutmaz, güneye indikçe uydu telefonu çalışmadığından 4 Aralık
saat 23:30’da Cape Verde Mindello Marina’nın açığına demirledik. 7 Aralık saat
10:00’da buradan ayrılıp 20 Aralık sabah 5’te St.Lucia'ya vardık. 21 Aralık’ta
buradan ayrılıp son durağımız Martinik Adası’na ulaştık.
Seyir
genel anlamda nasıldı? Dalga boyu, akıntı? Fırtına oldu mu?
Genel anlamda bakarsak, sağ salim ulaştığımız için iyiydi. İlk
yelken bastığımızda hava 22 knot eserken 1 saat sonra 10 knot’lara düştü. Uydu
telefonumuz çalışmadığından hava raporlarını almamız havaya göre rota yapmamıza
engel oldu. Çıkmadan önce aldığım 1 haftalık hava raporuna göre gittik. 3.
günün sonunda dalgalar 6-8 metre, rüzgar 25-28 knot’lara çıkıp Cape Verde’ye
kadar devam etti. Seyir boyunca en yüksek 30-33 knot’ları gördük. Bu da
yaklaşık 5 gün sürdü. Karayipler’e yaklaşmaya başladığımızda çok değişken lokal
havalar vardı. Gündüz hava stabilken akşam olunca artıyor, hiç beklemediğin
anda10 knot’tan bir anda 20-25 knot’a çıkıyordu. Bu yüzden de devamlı gözümüz
ufuktaki potansiyel lokal bulutlanmalardaydı.
İlla
ki sorulur… Seyir esnasında başınıza gelen panik verici, sürpriz, korkutucu,
ürkünç bir olay yaşadınız mı?
İlk olay 9 Aralık’ta. Cape Verde’den ayrılalı iki gün
olmuştu. Erol Fikri ile gece nöbetindeydik, fazla rüzgar yok, saat 06:12,
radarda bir tekne belirdi... Tam sancağımızda, 90 derecede... 6.5 mil mesafede,
rotası 247 derece, bizimki de 310 derece olduğundan yakın geçme ihtimalimiz
yüksek... İskele fenerini seçebiliyorum, boyu 200 metreden büyük... Tetikte
bekliyoruz... Saat 06:45 gemi 1 mile yaklaştı, rotamız çakışıyor, Erol’a, “Telsizden
her ihtimale karşı yelken seyrinde olduğumuzu
anons etmen iyi olur.” dedim. Allah’tan uyumuyorlar, Çinli bir kaptan bir şeyler
söyledi, kendisini pek anlamadık ama
sağolsunlar hemen rotalarını 230 dereceye çekip arkamıza geçtiler. Düşünün
koskoca okyanusta rotalar çakışsın, git koca gemiye çarp! Allah’tan radar iyi çalışıyor...
Bir de gece yarısı uyumak için salondayken tekne sahibinin
içeri gelip havanın 20 knot’lara çıktığını, “Balonu ne yapalım?” diye
sormasıyla birlikte “Herkesi uyandır, balonu indiriyoruz!” deyişimi
hatırlıyorum. Gecenin karanlığında balonu aşağı alırken tekne sahibinin dümeni
kaçırmasıyla balonun rüzgar üstünde tekrar şişerken arasında kaldığımı fark edip,
kendimi bağlı olduğum yerden çözüp aradan çıkmamla balonun yarıya kadar
dolduğunu gördüm ki, indirene kadar Erol’la kollarımızda kuvvet kalmadı. Daha
sayarsam; otopilot arızası… Hem de havanın en sert olduğu gece yarısı. Hava
iyice kaldığında jeneratör arızasıyla tüm enerji planlarının değişmesi… Yani
okyanus geçiyorsanız başınıza her şey gelebilir ve bu da sizi biraz tedirgin
ediyor.
Sonunda her çözdüğümüz problem sonrası tekne sahibi, “
Panpan burada, o yüzden sorun yok, ben teknik servisi beraberimde getirdim.”
derken ben de O’na, “Her tamirata 5000 avro yazıyorum.” diye şaka yapıyordum.
Teknede
yaşam nasıldı? Uyku? Yemek ne yapıyordunuz? Okey oynanabiliyor mu? Sırtı
çektiniz mi? “Boş zamanlarınızda” ne yaptınız?
Teknede gece nöbetinde dörder saatten iki kişi vardı. Bir
kişi hep boş kalıp 24:00’a kadar genelde güvertede oluyordu. İlk önce uyku
düzeniniz değişiyor, hep kısa ve tetikte geçen uyku. Bir de tekne devamlı
sallandığından uyumak için sabit bir yer lazım.
Yemek olayı yapanlar bakımından iyiydi, herkes iyi yemek
yaptığından eğer yapılabiliyorsa güzel :-) Problem sert havalarda mutfakta
yemek yapmak sıkıntılı, o yüzden de hazır bir şeylerle geçiştirmeye
çalışıyorsun.
Okey oynayamadık, aslında dördüncümüz de vardı ama sallantı
çok olduğundan taşlar devriliyor :-)... Bol bol tavla oynadık. Seyahatin
sonunda Erol tavlayı iyice öğrendi.
Bir de çıkan problemleri çözünce mükafat olarak yüzme
molası veriyorduk. Tabii akıntıdan dolayı kendimizi bağlayarak. Teknenin
dalgıcı da Erol olduğundan denize en çok O girdi.
5 adet balık tuttuk. Denizcilerin dediği gibi sadece
ihtiyacımız olanı avladık :-)
Haberleşme
nasıl oluyor? Günümüz teknolojisiyle okyanus aşmak belki daha kolay. Diyelim
radar, GPS vs. yok, bozuldu. Yıldız mı okurdunuz? Amerika’yı Hindistan
sanabilir miydiniz?
Baştan Hindistan diye niyet etseydik tabii ki öyle sanırdık
ama niyet Martinik olunca olmadı :-)
Haberleşme konusunda uydu telefonumuz vardı, o da pek
çalışmadı. Cape Verde’de tamir ettirdik fakat bu sefer de biz çaldırıyorduk ve
tekrar bizi ararlarsa aldığımız analog telefondan konuşabiliyorduk.
Harita konusunda teknenin elektroniklerinden hariç iPad Navionics
çok işe yaradı. Yakında Raymarin’e rakip olur. Yani fazla elektroniği olmayan
bir tekne iPad ile tüm yolu gidebilir.
Hay
nereden geldim buraya, otur mis gibi evinde, illa okyanus geçeceksek internetten Volvo yarışına katılsaydın… Ay
çıldıracam atlasam mı ki denize gibi buhranlı iç hesaplaşmalı saatleriniz oldu
mu?
Daha önce birkaç kez katıldığım internetteki Volvo Ocean Race’de
bazı arkadaşlar gibi gece saat kurup uyanmadığım için çoğunlukla tekneyi karaya
çıkartmıştım. O yüzden Volvo sarmıyor. Kendimle gayet barışığım, hesaplaşacak
bir şey bulamadım. Sadece sonsuzluk içerisinde bir nokta gibi olduğunu daha iyi
hissediyorsun. Bir an başına bir şey gelse en yakın kara 1000 mil. Biraz
ürkütmüyor değil. Hatta Erol seyahatin ilk günleri geçince, “Okyanus geçmekte
de bir şey yokmuş.” demeye başladı. Ben de ona, “Her şey rutin giderse problem
yok ama başımıza aksilikler gelirse o zaman anlayacağız.” dememe kalmadı
otopilot bozuldu.
Karaya
çıkınca ne hissettiniz? “Kara göründüüü!” diyen biri çıktı mı aranızdan?
Tabii ki kara göründü geyiği
olmadan olmaz, fakat biz gece vardığımız için ışıkları gördük ve “Işıklar
göründü!” diyebildik. İlk gördüğümüz Barbados Adası’nın ışıklarıydı. İlk
hissettiğim, çıkan problemleri atlatıp Karayipler’e ulaşmayı başarma
duygusuydu. Ayrıca karaya ilk ayak bastığımda sabit bir zeminde sallanmadan
durmanın nasıl olduğunu hatırlamak oldu. Bir de iyi bir yerde güzel bir yemek
isteği.
Şimdi
sırada bir marinacının olmazsa olmaz sorusu var. Cape Verde, Las Palmas, Saint
Lucia, Martinique? Bize biraz buraları anlatır mısınız? Marinalar, bağlama
yerleri hangi standartlarda?
Las Palmas’daki Pasito Blanco çok eski, hizmet diye bir şey
yok. Hele bir yakıt istasyonuna yanaşmamız var ki, ben 1.5 metre tırmanıp
atladım ve tekneyi yakıta yanaştırdım, ortada kimse yok. Arkadaşlar biz
yanaştıktan sonra gelip yakıt veriyorlar. Tabii gelgit olayı fazla olduğundan
sabah pasarellanız düzken öğleden sonra 70 derece açıyla tırmanarak çıkmak
zorunda kalabilirsiniz. Cape Verde Mindello küçük şirin bir marina. Genelde
okyanus geçişlerinde mola yeri. St.Lucia Marina Arc Rally’nin ilk durağı. Dar
bir kanaldan girince içeride sizi korunaklı bir marina karşılıyor. Martinik ise
çok büyük.
Şunu bilin ki buradan giden bütün tekne sahibi
müşterileriniz hep D-Marin personelinin yardımseverliği, güleryüzlülüğü ve
marina kalitesinden bahsediyor. Gittiğim hiçbir yerde D-Marin standardında bir
marinaya rastlamadım.
Bu
rotada ilk defa gidecek olanlara tavsiyeniz var mı? Okyanus aşarken yanınıza
almanız gereken en önemli şeyler ne mesela?
Eskiden okyanus aşmanın çok zor olduğunu düşünürdüm, oysa
solo geçişler bile teknenin ekipmanları ve kişinin psikolojisi iyiyse hiç
problem değil. Tekne olarak olabildiğince yedek parça en önemlisi. Başınıza
gelen teknik bir sorunu çözemezseniz seyahatiniz kabusa dönüşür.
Okuyabilirseniz bol kitap, dinlemek için müzik, iyi bir
kamera, güzel bir kumanya menüsü, uygun kıyafetler ve en önemli diğer husus
uygun EKİP.
Biliyoruz
ki Türkiye’deki yelken yarışlarına katılıyorsunuz. İleride okyanustaki bir
yarışa katılmayı da düşünür müsünüz?
Bu geçişteki üzüntüm bizden 10 gün önce başlayan Arc
Ralli’sine katılamamak oldu. Eğer o grupla gidebilseydik güzel bir yarış
heyecanı olurdu. Biz St.Lucia’ya geldiğimizde Arc’nin son teknesi bir gün önce
bitirmişti. Atlantik’i geçtikten sonra bana bir daha geçer misin diye soran
arkadaşlara eğer bir yarış olursa zevkle giderim ama bu şekilde bir defa
yaptıktan sonra fazla anlam ifade etmez demiştim. Rotanın farklı olması lazım.
Bundan
sonra hedef nedir?
Uygun ekip, uygun tekne olursa, Pasifik ya da Antarktika.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









