Sayfalar

22.2.16

işte bunlar hep istanbul. (avrupalı olan)



Yazıma en klişe cümlelerden biriyle başlıyorum sıkı durun

"İstanbul da paran varsa yaşaması güzel şekerim yoksa böle yaşamaya değil de gezmeye gitceksin."
Devam edeyim mi?
"Kız benim ne arkadaşlarım var İstanbulda yaşayan işten güçten 2 senedir sarıyere uğramamış.Bak ama biz ne güzel bi geliyoz herbiyerleri geziveriyoz."


Geçenlerde bi arkadaşım yılda en az iki kez İstanbula turist olmaya gidiyon e yaz da bari biz de gidince sebeplenelim dedi. (ne demekse o?)


Şimdi uzuuun uzun milletin üstüne destan yazdığı, yazarların romanları devirdiği, şairlerin her bi köşesine mısralar yazdığı bestecilerin silüetine bakıp bakıp unutulmaz şarkılar bestelediği İstanbulu anlatmak bana düşerse o şahıslardan merhumları muhtemelen mezarında şpagat atar.Sadece 4-5 günlük seyahatlerde nerelere gidiyoruz onu amaçlarına göre sınıflandırabilirim. (Şimdi alın elinize kağıt kalem maddelere ayırıyorum.Unutmayın sorcam sonra)



Gezilecek yerler
Yenilecek yerler
Aktiviteler


Gezilecek yerler:
bunu da alt maddelere ayırabiliriz ama sizlere okul hatıralarınızı canlandırıyomuş gibi hissettim en iyisi mi buna bi son vereyim.
(anam ders anlatır gibi mekan anlatmak da ne zormuş.Giremedim mevzuya)


İstanbul'a giderken bi kere arkadaşlarınızın kafa yapınıza az çok uygunluğu çok mühim mesele. Misal siz kendinizi bienal kadını olarak tanımlandırabilecek kadar uç bi entelsiniz.Lakin yanınızdaki arkadaş "ben yürüme kapasitemi sadece avmlerde kullanmak istiyorum üstüne de lüks yerlerde yiyim hazır gelmişken"se, cık o iş yaş, 1 gün sonra şiddetli geçimsizlikten ayrılırsınız.Ortada buluşan ekip en mükemmelidir.Her şeyinden yaşıycaksın İstanbulun.



1. Avrupa'da trafiğin daha az sıkışık olduğu saatlerde sahil yolunda arabayı kullanmayı tercih edin. Misal Karaköy'den Sarıyere sahilden gitmişliğimiz vardır dura dura boğazı seyrede seyrede (akşam vakitlerinde ya da pazar sabahı değil tabii)

2. Yürümek için illa ki İstiklal caddesi Galata Çukurcuma ve Cihangir...Bütün insanların bi yerlere yetiştiği üstüne üstüne geldiği yerdir İstiklal Caddesi.Hiç aman turist gibi durup fotoğraf çekip rezil olurum demeyin çekin.Herkes çekiyor üstelik adım başı kameralar var.Her an biri size Mandelanın ölümü hakkında ne düşünüyorsunuz diye bile sorabilir.Öyle bi yer. Üstelik görüp görebileceğiniz en kozmopolit yer.
Taksimden Tünele kadar bi yerlere sapmadan giderseniz gidişte veya dönüşte o malum her fotoğrafa konu tramvayı deneyebilirsiniz.Yemek için Asmalımescitte Rıfatın yeri, kına gecesi gibi bişey yoksa Galata Meyhanesi, Nevizadede İmroz'u tercih ederim.Yok biz kazık da yemek istiyoruz derseniz Mısır apartmanının üstündeki 360. Atıştırmalık şampiyon kokoreç ve benim herkesin aksine hiç sevmediğim o taksimdeki ıslak hamburgerleri yemedim demeyin. Gece eğlenmek için genelde Asmalımescit'e gitsek de bizim klasiğimiz Galatasaray'ın hemen yanındaki sokaktaki 45lik. Gecenin bi köründe kamera ışıkları sizi araba farı görmüş tavşana benzetirse üstünüze alınmayın , muhtemelen arkanızda bi "celebrity" vardır.


Aslında bu Beyoğlu kısmı çok uzun yani pasajları ara sokaklarındaki şirin isimsiz cafeleri, Mısır apartmanı gibi bazı eski binaları, kitapçıları, sahafları fotoğraf çekmelik mimarisi ile her gittiğimde illa ki uğradığım yerdir.Burdan yürüyerek galata kulesine kadar gittiğinizde bi defa mutlaka kuleye çıkın. İkinciye gerek yok.Hem çok yoğun olduğu için tepede kıpırdıycak yeriniz yok hem de hatırladığım kadarıyla Müze kart geçmiyor, üstelik ücret de bi kere çıkmalık.(pahalı diyemiyor utandı)


Galata kulesinden Cihangir tarafına doğru giderken biz istinasız kaybolmayı çok seviyoruz. Siz de deneyin.Birçok filme konu olan Doğan apartmanını geçtikten sonra bi sokaklara girin çıkın butiklere falan bakın dolanın sonra bi bakmışınız ya tophaneye inmişsiniz ya da Çukurcumaya gelmişsiniz.Bu arada sokak aralarında çok güzel de fotoğraflar çekebilirsiniz.İstiklal Caddesindeki biçok yer yıkılıp avm veya moderen bina yapıldığı için gittikçe moral bozucu oluyor. Son zamanlarda Tomalardan da yürünmüyor. Yine suratınıza gaz sıkılmıyosa ve bi pasajın içinde boğulmayacağınız bi günse atlas Halep Aznavur Pasajlarını ziyaret edebilirsiniz.(araya bi kamu spotu alıyim : normalleşme tehlikedir) Ben Terkos pasajını pek sevmiyorum ama ucuz kıyafet filan için iyi.

Taksim meydanından hiç bahsetmiyorum bile şimdilerde zaten şap dökülmüş gibi.Baktıkça insanın morali bozuluyor. Sisli bir havada ahanda şöyle bişey.


Çukurcuma'da en büyük zevkim hiç almıycağımı bilsem de ne kadar eskici retrocu dekorasyon mağazaları varsa girip çıkmak...Ordan geldik Cihangir'in ünlü Firuzağa kahvesine.Ne kadar ünsüz varsa oturmuş gelip geçen ünlüleri izlediği yer diyim ben size anlarsınız.Çayı günde iki kez demliyolar zaar ben ne zaman içsem sonuna mı denk geliyo  nedir  zehir gibi.



Bu bölgede yine Galatasaray'ın arkasında Fransız Sokağı gibi bi sofistike sokak var ki konuya ben fransız kalıyorum.


Geldik aşağıya Karaköy'e...Hani şu ortalama her türk dizisinde sabit kamerayı kurup feribot ve insan trafiğini hızlı hızlı izlediğimiz galata köprüsünü ve balık tutanları yakından gördüğümüz yer. Ayaküstü balık ekmek için ideal bi yer ama burası için 5 şey öneriyorum. Gün batımı bol bol manzara fotoğrafı çekin.Galata ve Unkapanı  Köprüsü arası balıkçılardan birinde balık ekmek yiyin. Namlı'da kahvaltı yapın.Hırdavatçılar çarşısı tarafındaki tarihi Karaköy Balıkçısından enfes lezzetler beklemeyin sadece akşam manzaranın tadına varın.Bi kere mekana öyle abuk bi sokaktan girdik ki birazdan kişi başı 100 lira hesap ödiycen burda deseler dünyada inanmazsın. Manzara müthiş lezzet vasatın altı.

Tophane tarafında sadece nargilecilerde bi kez oturdum o yüzden atlıyorum orayı.İstanbul Moderne gelelim. habire ye iç kendimden tiksindim.haydi biraz sanat alalım.Demli mi olsun ? Modern sanatla benim gittikçe aram açılıyor. Ya önceleri özentiydim ya da şimdi sanat bozdu. Fotoğraf sergileri ve bazı yönetmenlerin filmlerinin olduğu günleri takvimden takip edin. Bienale sergiye heykele filan ilgili değilseniz de dalga geçmek için gitmeyin .. Ayıp emek var orda.Utan.. (insan etleri sergisi ya da sarıyer anich kapoor bunları bu yazımda anlatmıycam .Başlıbaşına ayrı bi konu bu)

Beşiktaş'ta tek bildiğim mekan BKM. Mutlaka bişey izlemeye dinlemeye gidin. Ben Arkadaşım Hoşgeldine gittim mesela bi keresinde.Yine Beşiktaş pasajından illa bişey alın çünkü hem ucuz hem eşşek gibi dayanıklı.

ve tabii bu bölgede Dolmabahçe sarayını mutlaka bi kez de olsa ziyaret edin ve harem ziyaret saatlerini önceden öğrenip ona göre program yapın.

Maçka dan Nişantaşına gidelim mi biraz?. Yoruldunuz mu?.Ben yoruldum. Nişantaşında arabayı şanslıysanız bi yere park edin. Biz genelde Gmall a yakın bi otopark var oraya park ediyor ve yürüyoruz. Gmall demişken. Burda ilgiliyseniz DOTun çoğu oyunu sergileniyor. "aaa .. arkadaşlar yoldan geçerken canım tiyatro çekti, haydi bakalım girelim ne var" kafasıyla inyearface akımlı bi oyun izleyelim mi? e cnm kafa öyle ama pratikte sıkar biraz. Küççücük yerde bilemedin 50 kişi afedersin zor bulursun bilet. Yok öyle.Önceden alıcan. ( Bugüne kadar birçok DOT oyununa gittim.Hepsi de güzeldi.Yine programdan sizin takviminize uygun bi oyun seçebilirsiniz)

Nişantaşı...pek havalı...her mekan iddialı..var mı senin gibi beyaz yakalı? (kastım olmadı)
Hangi bi mekanı yazsam ki ?Ben hep beyaz türk işte burlarda takılırım illa bigün.(kredi çekti)
Citys alışveriş merkezinin en üstünde eskiden Limonata şimdilerde mahalle bişeysi bi mekan açmışlar. Günaydın dan namlıya bissürü restoran var ürün skalasına göre.Etiler Gğnaydına bi kez gitmişliğim var burda da denedim . Etleri süper şaraptan geçiriyolar asıl aman dikkat. Bana zaten efes güneşi taddırsalar hmmm enfes diycek kadar köylü olduğum için müthiş kazık yerim. yalnız bu citysdeki personel çok başarılı söylemeden geçemiycem. Çünkü Azıcık tadınca bütün sünizlerini açabilen dehşet acı ama bi o kadar mükemmel hardallarından hediye ettiler evde hala iyiyp ailecek acı çekiyoruz.

Canınız havalı olmak istiyor ama kıyafet almaya içiniz gitmiyorsa yani aklınız kalmıycaksa allaşkına bilmem kaçıncı kattaki o butiklere alıcı gibi bi gidin. tasarım kıyafetlerin o uçuklatan etikletlerindeki para birimini yanınızdakiyle fısır fısır bi istişare edin. gız bu bizim turgutreis pazarındaki ali abinin sattığı bluza ne çok benziyo di mi diyin...Bu kuzeygüneyde banunun geçen bölümde giydiği elbise di mi diye bilmişlik yapın...Ya da asla yapmayacağınızı bildiğiniz halde orda "bu kumaştan alsam ben de dikerim ayol ne var bunda" diye düşünün..Dibinize gelip nası bişey bakmıştınız hanfendi diyen kıza rezil olmamak için bişey üzerine çalışıp da gidin ama . Misal "ben hödürü bödürünün geçen seneki büdürü koleksiyonundaki gibi omuz kısmı açık pencereli gömlek arıyodum" gibi...

Nişantaşı'nda o kadar çok "...rie" "..nette" "...nie" gibi her tür latince dilde biten olmadı başına la le gelen mekan varki hangisini yazsam kıyamam diğerleri alınır.Ama şimdi bak düşününce "ayy parmaklarımı yediiim" dememişim ben orda. hadi hazır sosyeteye girdik devam edelim Etiler'e.

Gördüğünüz gibi hiç tarihi mekanlara filan girmiyorum. o kısımları vikipediadan bakarsınız artık .Naapim yani bilmem kaç yüz yıl önce inşaa edeilmiş camiyi mi eleştireyim?.En fazla bak işte Nişantaşında benim taptığım yüksek tavanlı eski apartmanlar çok var oraları keşfedin diyebilirim.İşte o bahsettiğim butikler felan öyle apartmanlarda genelde.

Etiler'de akmerkezi geçiyorum yeter Avm kusucaz artık hemen yemek olayına giriyorum ve Nispetiye Şahenk Gurme Federal Cumhuriyetine giriş yapıyorum. Yani şimdi ordaki her 10 mekandan 8i Doğuş'un diyebiliriz. Bi Çapanın Limonatası var onun da ben dekorunu ve özellikle tatlılarını çok beğeniyorum.

Yeri gelmişken özellikle bu caddede vale zorunlu seçenek olabiliyor.Aklınızda olsun

Levent'te Kanyon isimli avm var ben oraya göt donduran alıveriş  merkezi demeyi daha münasip buluyorum.Yazın da gitseniz ceyrandan üşüdüğünüz yer. Hani hiç alışveriş yapmışlığım var mıdır yok galiba. Sinemasını ve Num numın akdeniz usulü pizzasını seviyorum galba sadece.(Bi de galaya gitmişliğim var bi kez burda)

Bu bölgede TT arena var bi de Seyrantepe'de Galatasaraylılar için yazmazsam olmaz şimdi. Genelde maç öncesi iki ritüel var. ya Nevizade'de ya da tahtakalede maç öncesi demleniyosun.Sonra metro ile stada gidiyosun. Şİmdi burası çok önemli özellikle bayanlar siz iyi okuyun. bissürü herifin arasında metroda sıkışmaktan daha feci ne var biliyo musunuz ? O metronun zıplaması. ve hatta durmazsanız haraket etmiyorum anonsu. İşte orda kayış kopuyor. Buna hazırlıklıysanız gidin. Biz bi keresinde arabayı otoparka parkedip VİP de izleme şansına sahip olmuştuk da işte o zaman dedim Tanrı zenginlerin korusun! Hani maç arasında açık büfe yemek yemek nası bişey siz anlayamazsınız...asdfghjkl

İstinyepark.. Gördüğünüz gibi dağı taşı Avm olmuş güzel yurdumun. Bu üzerinden geçeçeğim 3. avm. En üst katında açık alanda kuvvetle muhtemel bi bok alamayacağınız vitrinler , arabanızı arasına park etmeye utanacağınız lamborciniler maseratiler yavrum bıldırcana günah eşşek yüküylen para verceğiniz Masa.. Kast sistemi gibi düşünün İstinye parkı.Aşağı indikçe mağazalar düşüyor.asdfgh.Değişik bişey yemek istiyorsanız burda da go mongo diye bi yer var.(hala var mı bilmiyom bi kaç sene oldu gitmeyeli)
En altta pazar görünümlü çarşının yanında da çocuklarınız için bi oyun salonu var ki girince içerdeki gürültüden sonra herşeyi pataklama arzusu ile doluyorsunuz.

Sahile iniyorum...Ortaköy'de 2 saatlik vapur gezilerini mutlaka bi deneyin.

Bebek...

2 yıl önce bunu yazmaya başlamışım ve nolmuş? sıkılmışım...sonra devam ederim şimdilik bu kadar yeterç Ne bu anlat anlat bitmez ki istanb

11.7.14

Yelkenli tatili alır mıydınız?

Ceydanın objektifinden benim montajımdan ortaya karışık bi tanıtım filmi.
Siz de bu sıcaklardan bunaldıysanız ve henüz bir tatil programı yapmadıysanız bizim teknelerden biriyle bir haftalık bi tura ne dersiniz.? All inclusive otellerin beklemiş ve envai çeşit yemekleri yok belki ama istediğiniz yemeği yapma özgürlüğünüz var.Sıkışık şezlonglar yerine güvertede güneşlenme imkanı var.Sonraaa kafanıza plajda top yemiyorsunuz en fazla sizi biri tekneden denize atar.Mayonuza oranıza buranıza kum girdi derdi de yok.Ayol biz kaptanlıktan ne anlarız demeyin onu da buluruz. İşte bizim 5 kişi birleşip bi danaya ay aprdon bi tekneye girdiğimiz o tekne..Margarita...

3.3.14

Antarktika'nın buzul buzul yolları


Antarktika’nın bağları da buzul buzul yolları ne zaman gezgin oldun da kaldıramıyon mandarı

Dünyanın incisi şirin Antarktika’dan merhaba! Yok iş derdiydi, kredisi geldiydi, aile gerdiydi, haydi hepsini bir kenara bırakalım.. Sizler için dünyanın bir ucuna da giderim derken şaka yaptığımı mı sanıyordunuz? Yanılmıyordunuz saçmalamayın tabii ki gitmedim.Ama yine bir gideni buldum…Fuat Yıldırım..Kendisi 40lı yaşlarda sarışın renkli gözlü maceraperest ve bekar...asdfghj. La Marche de L'imperieur filminin devamını çekmiyor ama işte doğru mu diye yerinde incelemeye Antarktika'ya gidebiliyor.(böyle Fransızca yazdım alınmıyosunuz di mi – imparatorun yürüyüşü belgeselinden bahsediyorum) . gerçekten zorlu bir maceraymış ve iğne ipliğe dönmüş , balinasından fokuna pengueninden buzullarına  güney kutbuna dair ne varsa her bi şeyi de görmüş. Mişli geçmiş zamana bi son vereyim ,birinci ağızdan dinleyelim...Pardon pardon.. Başlamadan önce Fuat abinin her gittiği yerden sonra şehirleri öğrenip ezberleyecek havsalam kalmadı o yüzden sorularım ilkokul  bir seviyesinde olabilir ve önceden de çalışmadım. Kusura bakmayın.


1. Abi sana bir sorum var bilsen bilsen sen bilirsin Antarktika mı Antartika mı? (röportaj bitti)

Lisede edebiyatım iyi değildi, ve aslında anlatımda problem yok da yazarken hızlı yazdığımdan hiç dikkat etmezdim, bazen yazdığımı da okuyamazdım:-) Bu yüzden üniversitede notları  da  hep iyi yazanlardan fotokopi çektirdim. Seyahatlerimde tuttuğum günlüklerimi arkadaşlarımla paylaştığımda hep imla hataları bulup “ bak şunu şunu doğru yazmamışsın “uyarılarını da “ daha düzeltmeden geçmediler”' laflarıyla geçiştirirdim. Nihayetinde sözünü ettiğim o düzeltmelere hiç sıra gelmezdi.
Ben gidene kadar Antartika Antartika’ydı, gidince öğrendim ki Antartika aslında Antarktika imiş
  
2. Hangi ülkeye bağlı burası?

Hiç bir ülkeye bağlı olmayan tek kıta. Bu arada coğrafya bilgimizi de tazeliyelim. Dünyada ki 7 kıtadan biri. Yaklaşık 50 ülkelik bir üyeler topluluğundan oluşan bir komisyonca belirlenen kurallar dahilinde turistik geziler ya da araştırma üsleri için herkese açık. Biz Türkiye olarak üye değiliz. Şimdilerde Osman Atasoy’un üye olmak ve bir üs kurmak la ilgili bir girişimi var. Hatta oradayken benim de  7 yıldır terkedilmiş bir Arjantin üssüne yanımda getirdiğim bayrağı asarak bir an işgal kuvvetliğine soyunma teşebbüsüm oldu. Hatta bu teşebbüsü daha da ileri götürerek, gelen 8 kişilik Fransız dağcı grubunu arkadaşım Don ile karşılayıp ' Türkiye araştırma üssüne hoş geldiniz' demem üzerine, Fransızların bir bana bir bina üzerindeki koskoca “Arjantin üssüne hoş geldiniz” yazısına bakıp duruma pek anlam verememelerini tebessümle seyrettik. Sonra ben onlara üssü satın almak istediğim konusunu açınca bayağı gülüştük. Ne de olsa Arjantin ekonomisi kötü..Ben de girişimci ruhumla ticaret yapayım dedim. Ukraynalılar kendi üslerini 1999 da 1 paund ‘a İngilizlerden almışlar. E o kadar para ben de veririm yani…


3. Valla yiyosun beni sanırım...Neyse..En son Atlantik’i geçerken röportajı yapmıştım senle. Biz senden bi pasifik macerası beklerken sen gittin dünyanın bi ucu Antartika’ya? Neden? (genel sordum)

Tam da dediğin gibi. Eylü’lün ilk haftası, ofiste oturuyorum,  birden kafamda bir şimşek çaktı. Hayalle gerçek arasında gidip geliyorum, tatil zamanım da geliyor ne yapayım derken birden bu yıl Antarktika hayalimi gerçekleştirebilir miyim diye düşünmeye başlayıp bulduğum Antarktika'ya giden her yelkenli tekneye mail attım. Üç gün sonra cevap da gelince 'maceram geldi, bir Antarktika yapayım ' dedim.


4. Hayır o değil eski röportajını okumayanlar için sorum sadece neden Antarktika değil; .Neden böyle biraz zorlu parkur(!) tercih ediyosun? Ego tatmini mi? belanı mı arıyon? Akdenizin suyu mu çıktı? İçinde hayata karşı durduramadığın bi isyanın var da onu mu bastırıyon? Nabıyon? (burdan sonra psikolağa yönlendirdi! )

Çocukken herkes gibi masallar dinlerdim, bazen o masal alemine dalar, orada kendimi kaybederdim. Büyüdüm denizi öğrendim. Büyüklerimden deniz hikayeleri dinlemeye başladım. Bu hikayelerde hep büyük denizler, azgın dalgalar, güzel doğa betimlemeleri vardı. Bir zaman sonra hikayeleri dinlemektense hikayenin içinde olmak gibi bir saplantıya tutuldum. Egom dürttü durdu yani… Bu yüzden de gidilmesi kolay olmayan, aşılması zor denizlerin  cazibesine kapıldım. İşin doğrusu içine girince 'yahu ne işin var buralarda, ne doğru dürüst uyku, ne yemek, nedir bu eziyet, zaten Ege dünyanın cenneti yap yelkenini, gir denizine, git Yunan tavernana' dediğim de oluyor. İşin en güzel yanı bilinmezliğin hep bir korku doğuruyor olması… Gidip gördükten sonra bilinmeyen artık bilinir olduğundan korku da kalmıyor...



5. Ailen mesela senin bu uç seyahatlarını nasıl karşılıyor? Yazık günah değil mi insanlara hiç düşünmezler mi seni oğlum orda ne yer ne içer? Utanmıyo musun insanları helak etmeye?!!

Genelde en büyük sıkıntım bu. Atlantik’te kimse nereye gittiğimi bilmiyordu. Sadece ben bir ay yokum iletişim de yok deyip çekip gitmiştim. Bu sefer artık onlar da akıllandı, böyle bahaneleri yutmuyorlar. Son haftaya kadar sorduklarında bazen Peru, bazen Himalayalar diye atıyordum. Bu sefer gezi öncesi yazı Naviga’da çıkacağından mecburen ufaktan söylemek zorunda kaldım. Gitmeden vasiyetimi de söyleyeyim de arkamdan kavga olması dedim:-).... kazasiz belasız karaya ayak basıp iletişime ulaşınca ilk söylediğim 'daha kimseye miras yok' oldu.
Eh! Annemin ben gelene kadar bilmediği bütün duaları da ezberlediğinden eminim. Her seferinde 'bir daha yok hakkımı helal etmem' sözlerine helalliği bir şekilde alarak yola devam ediyorum.























6.  Hazırlık süreci nasıldı?

En önemlisi benim  karar vermiş olmam ve gerekli onayın da gelmiş olmasıydı. Ondan sonrası soğuk iklim kıyafeti tedarikleri gibi ayrıntılardı ki zamanla hepsini hallettim.
Bu sefer tekne sahipleri profesyonel olunca teknede düşünmem gereken bir şey olmadı. Zira Atlantik geçişinde hazır diye gittiğim teknede her şeyi sil baştan yapmak zorunda kalmıştım. Oraya gidince de sefer öncesi denizcilik tecrübemle yaptığım ufak katkılar oldu....


7.  Antarktika’ya bizimle seyahat edecek bay bayan elamanlar aranıyor gibi bi ilan mı vardı da buldun bu ekibi? Hiç tanımadığın adamlarla dünyanın bi ucuna gitmek riskli değil mi?

Üniversiteye yeni girmişim, 16 yaşındayım iktisat dersi profesör kürsüde  ilk dersi anlatıyor 'risk arttıkça kazanç artar' ….Hayda !!! bu da ne böyle deyip, ticaretle ilgili ilk dersimi almış oldum. Denildiği gibi de, oldu ticarete atıldım risk aldım kaybettim! risk aldım kazandım:-). Yani hayatta adrenalimi yüksek tutan bir risk ivmesi var. Sonunda çoğunlukla kazanç manevi tatmin oluyor. Buna ego tatmini de diyebiliriz:-)) Dünyanın Sibirya'dan Antarktika'ya kadar hemen hemen her yerini gezdiğim için çok insan tanıdım, yeni insanlar tanımak hayatta bakış açımı geliştirdi. Şimdi de hiç tanımadığım 8 kişiyle buluşup dönüşte sanki 40 yıllık dostlar gibi vedalaşmanın keyfi çok büyük. Aslında çok kısa zamandır tanıdığın bir grup insanla bu kadar dar alanda beraber yaşayabilmek ve bu hoşgörüyü geliştirebilmek daha da büyük bir keyif.





8.  Rota nasıldı ve seyir ne kadar sürdü? Drake boğazından mı geçtiniz? Yoksa Cape Horn’dan mı ( coğrafya bilgisi kıtalar terk)

Neredeydin diye soranlara, Antarktika deyince. Kutup ayıları nasıldı? diye bir soruyla karşılaştım. 'yok ben Güney kutbundaydım, orası kuzey kutbu' diye cevap verince yurdum insanımın coğrafya dersinden genelde kopya ile geçtiği kanısına varıyorum.
İlk çıkışımız Arjantin Ushuaia, genelde lojistik merkezi ve Antarktika çıkışları buradan yapılıyor.
İkinci durak 26 mil sonra, Şili Puerto Williams ,burası da Şili donanma üssü ve Şili karasularından geçtiğimiz için buradan çıkış alıyoruz. Devamında da Cape Horn ve Drake pasajı toplam Antarktika ana karaya kadar 600 millik bir yol . Drake pasajını geçiş 3.5 gün sürdü.


9. Seyir sırasında  neler yaşadın en zor kısmı neydi? Mesela whatsapp’dan bana teaserını yollamıştın . Videoda buzların arasından geçiyodu tekne? nasıl yani? teknenin altı vurmuyo mu ya da bordası zarar görmüyo mu? (konuyu anlamamış)

En tehlikelisi ilk gece Drake pasajı geçişinde oldu. Bunu da sana günlüklerimden tuttuğum notlardan aktarayım:

Nöbete geçtim her şey sakin,Cath ve Jeklin’le sohbet edip 03:00 da Darrel’a nöbeti devredip yatmaya gittim.Tam yatmışken teknenin haddinden fazla yatmaya başladığını hissettim,her iki tarafta da yalpaya düşüyordu.Hemen kalkıp ne olduğuna baktım,yardım gerekmediğini rüzgarın değiştiğini söylediler.Tekrar yattım 10 dakika geçti daha çok pandule düşmeye başladık, bu arada burnuma gaz kokusu geldi,herkes ayakta fakat kimse hissetmediğinden Jeklin’le gaz kokusu alıp almadığını sordum o da aldığını söyleyince ,hemen yataktan aşağı fırladım,acilen dışarıdan gazı kapatmalarını söyledim,her şeyden daha önemliydi ve lamba yakmaya çalışan Kevin’i uyarıp kesinlikle lamba yakılmamasını söyledim.Yukarıda ise Cath ve Darel dışarıda bi rşeylerle uğraşıyorlardı ve içeride olanların farkında değillerdi ,sorduğumda yardım istemediklerini ana yelken iskotasının koptuğunu söylediler.En tehlikeli olay… Aerorig sadece ana yelken iskotasıyla kontrol ediliyor,ana direk her yöne dönüyor bu arada hava 35-40 knt ları buldu.Hemen üzerimi giyip ana yelkene kılavuz çeken darella yardım edip asılarak vinçe almaya çalışıp başardık,Cath’e de gazı  kontrol etmesi için içeri gitmesi gerektiğini söyledim.Uzun uğraşlara kılavuz ve yeni iskota donatıp ikinci camadan vurup normale döndü. Elimi kaldıracak halim yokken bir anda vücudum nasıl adrenalin üretmişse halata çıplak elle var gücümle sarılmamı ben de hayretle karşıladım.Bunun acısı sonra çıkmazsa iyi.Tüpün arkasından gaz borusu kopmuş ve komple tüp gazı içeriye veriyormuş, ucuz atlattık....Bu arada tuvalet de arızalandı:-)))Saat 04:46 tekrar yatağa geldim....

Antarktika’da seyir yapan tekneler o bölge için özel donanımlara sahip; düşük süratle buza çarpmadan onu iterek ilerliyorsun eğer buz çok kalınsa şansın yok, geri dönmek zorundasın. Bazen de kopan buzulların oluşturduğu oluşumlar çıkıyor karşına; bunları da itip tekneye yol açıyorsun. Özellikle Antarktika'ya yaklaştığında başıboş dolaşan buzullara çarpmaması için devamlı göz açık bekliyorsun...



10. Antarktika’ya varınca sizi neler bekliyordu? Mevsim yaz mıydı kış mıydı? Adaya düşünce ne diledin?

Tam yaz mevsimi, yaz derken bademler çiçek açmamıştı yani! Kuzey Kutbu'nda 400'e yakın çiçek açan bitki türü varken, Güney Kutbu'nda bir tane bile olmaması yaz da olsa havanın nasıl olabileceği hakkında fikir veriyor. Su sıcaklığı 1 derece denize düştün, 1 dakikada çıkman lazım yoksa hipotermi den gidersin.
İlk gittiğimiz gün masmavi gökyüzü sanki cennet, her taraf buzullar, penguenler, balinalar, foklar… tam bir  belgesel havası, ben de içindeyim . Ben ne bileyim o gördüğüm güneşin sonraki 1 ayda göreceğim ikinci güneşli gökyüzü olduğunu. Bende 'oh mis gibi hava, tam keyif yaparım ' havasına girmişim. Sonra Antarktika’nın karlı ve puslu havasının keyfini uzunca bir süre yaşadım.

Antarktika’ dasın, Alaaddin ’in cini lambadan çıktı .bir dilek hakkım var... Bunu da günlüklerimden aktarayım.( lamba değil o çaydanlık bi kere)

Antarktika’dasınız suyunuz sınırlı, tuvaletlerde sorun var, kaynakları idareli kullanmak zorundasınız ve size bir günlük hediye verilmek istenirse ne dilersiniz...Hani televizyonda survivor yarışmasında kazananlara bazen ödül veriyorlar ya şimdi öyle bir şey hayal edin....08:50 uyandım Don kokpitte oturuyor gece olanları hiç duymamış ona hikayeyi anlattım şaşkınlıkla dinledi...birden önümüzdeki buzulun arkasında dün gece AIS den gördüğümüz 192 metrelik kocaman yolcu gemisi 'seabourn quest'  duruyordu, teknedeki müşterilerini penguenleri görmeleri için karaya taşıyorlardı. Don’a dönüp şakayla  'kaptana söyledim bize bot gönderecek kahvaltıya çağıracak' dedim ve gülüştük. Aradan 15 dakika geçti ve gerçekten bir zodiac bot önce Polo Flat’ e uğrayıp sonra bize geldi, dışarı çıktım gerçekten de kaptanın bizi gemiye davet ettiğini, tüm ihtiyaçlarımızı karşılayacaklarını, gelirsek bizi alacaklarını söyleyince şaşkınlıkla bakakaldım...Don’a ettiğim şaka gerçek oldu...Teknedekiler daha uyanmadığından onları uyandırıp haber verdim , Don, Cath, ben ve Polo Flat’ten Mike ile Patrick 15 dakika sonra kendimizi  botla gemiye doğru yol alırken bulduk...'
Önce köprüde kaptanla tanışıp sohbet ettik, bizi çok içten karşılayıp bize 425 numaralı odayı tahsis etti, banyo ve her türlü ihtiyaçlarımız burada giderdik.3 gündür iki tuvaletimizde de problem olduğundan, çalışır durumdaki bu tuvalet bizi bir hayli heyecanlandırdı:-)))Sonra salona gidip Avusturalyalı Erik ve eşiyle sohbet edip kahve keyfi yaptık,( bu arada dbl oda 70000 USD mış) sonrasında da kaptanın davetiyle öğle yemeğine kaldık. Yanımıza hediye olarak da her tekneye ayrı meyve ve şarap verdiler. Ayrıca her türlü isteklerimizi tedarik edeceğini söyleyen kaptan Larson inanılmazdı. Bizim ihtiyacımız yoktu ama Polo Flat’in su ve yakıt ihtiyaçlarını karşıladılar. Bu onlar için mucize gibiydi, bir gün önce bu ihtiyaçlarını biz karşılaşacaktık , şimdi gemiden onlara botla servis yapılıyordu:-))) Gemi içinde gezerken insanların bize olan bakışları karşısında kendimizi yaban hayattan kopup gelen yabancılarmış gibi hissettik. Herkes  bize dönüp  ‘siz o yelkenli tekneden gelenlersiniz değil mi?’ diye sorup sohbet etmek istiyordu. Danimarkalı kaptan Larson davetimiz üzere saat13:00 da bizi ziyaret etti. Anlattığına göre 1996’da burada çalıştığı keşif gemisiyle Antarktika  Bezorg isimli bir teknede çok kötü bir ünü olan Norveçli kaptanın yanındaki iki Arjantinliye rastlar. Onların tekne içindeki sefil hallerini görünce, onları ülkelerine götürmeye karar verir ve bundan sonra da ne zaman etrafta yelkenli bir  tekne görse yolcularının ihtiyaçlarını sormadan geçemez. 
Bunun nasıl bir mucize olduğu anlatılamaz. Yokluğun içerisinde bir anda her türlü konforunuz var. Kaptan Larson’a gerçekten içten misafirperverliği için tüm denizciler adına teşekkür ettik ..böyle kaptanlar denizlerde her zaman lazım...
En son Don'a dönüp 'bak bugün pazardı sizi gemide ağırladım, benim sıram geçti haftaya sıra sende' deyip gülüştük...
Hastalığım hala tam geçmedi, öksürüğüm gece artıyor, boğazımda  hafif şişme başladı...teknedeki soğuk algınlığı durumu: Phill, Darel, Cath, Jeklin, Waren, Newil , Kevin ve ben yani Don hariç herkes:-)
Saat 23.30 ve yoğun kar yağışı hala devam ediyor.





11. Senin bu anlattıklarından sonra blogumu videolara boğasım var ama boşver halkımız okusun. Biz burada penguenleri çok yakından tanıyoruz, Antarktika’daki penguenler Türkiye hakkında ne düşünüyor peki sordun mu?


Antarktika’dayım,  malum, buranın ahalisi penguen kolonileri, ben de ilk ziyaretimi onlara yapayım, dedim. Gittim yanlarına, bir bağrış bir kıyamet. 'ne o kardeşim niye bağırıyorsunuz' diyorum. İçlerinden biri çıkıp, sen Türk değil misin, deyince şaşırıyorum.  Benim Türk olduğumu duymuşlar, Haziran ayında,  telif hakları ödenmeden paparazzilerin çektiği özel hayatlarının bizim tv lerde boy göstermesine çok bozulmuşlar. Beni de orda bulunca isyanı bana patlattılar. Bir de yuvalarını yapmakta kullandıkları pek değerli taşlarına kıyıp,karın üzerine onlarla 'Diren Antarktika' yazdılar ki sorma çok utandım  ...


  
12. Şimdi oraya gitmek için birçok kişi de hazır sıraya girmişken soralım bakalım önce nerelere neyle gidilir ve nerde kalınır? (illa yelkenle buzlar arasında dolaşcaklar diye kasmıyolar mesela uzaktan bakmak isteyen ayağım yere bassın kafasında okuyucular için tavsiyelerde bulunur musun)

Gördüğüm ve beni şaşırtan birçok yolcu gemisinin Antarktika'ya sefer yapması. Bana sorarsan bu gemilerde ancak dışarıdan manzara seyri yapılır. O kadar insanın botlarla taşınması, kurallar v.b.  çok sıkıcı olabiliyor. Orada özgür olabilmek için tek şans yelkenli tekne, başka seçenek yok. Bunu yapan da yaklaşık 10 tekne var ve bunlar da çoğunlukla dolu, bazen benim gibi şansını zorlayıp bir son dakika yeri bulunabiliyor ama genelde bu işler 1-2 yıl öncesinden organize ediliyor.


13 .Son olarak Mars'ta da deniz olsa oraya da gider misin?

Yani Mars’da deniz vardı da biz mi gitmedik. Şimdi Mars malum kızıl gezegen, maviliklerin içinde yaşıyoruz, Antarktika’da beyazla siyahın arasında her tonu gördüm. Şimdi neden kızıl olmasın:-).....Hele bir çıkış transitlogları hazırlansın da !!! seyre devam..... 


Ya şu hareketler hiç yaşına başına yakışıyo mu allasen.Transit log hazırlansınmış. (kıskançlığımdan battaniyenin altına girdim ağlıyorum şu an) 

Böyle işte..Çıkmadık candan ümit kesilmez.Dünya küçük artık..Uslu birer çocuk olursanız kim bilir belki bir gün siz de Fuat Yıldırım gibi şirin Antarktika’yı görebilirsiniz.


Sonra Fuat abi niye ıssız.

video

1.11.13

Bekle Bizi Akdeniz -(Yunanistan - Adriyatik - İtalya)




Akdeniz için kazığı yiyen de rüzgarı yiyen de şereflidir!!!

Şimdi sırada da iki kaptanın rutin Akdeniz seyirlerinden bir demet...(Politikacı gibi girdim trt müzik spikerine bağlayarak bitirdim...)

- Phoenix, dönüşünüz ne zaman?
- 2 ay sonra.
- Aurastel, dönüşünüz ne zaman?
- Eylül 15.

Dönüş tarihlerini hep öğrenmek istiyoruz da bir defa da sorduk mu nerelere gideceksiniz, ne yiyecek ne içeceksiniz diye… Önce kaptanlık mesleklerinden girizgah yaparak Yunanistan, Hırvatistan, İtalya'ya kadar olan rota tavsiyelerini soruyoruz Cihan Eser ve Mehmet Baylan’a. Umarız onların tercihleri yatçılar için güzel bir yol haritası seçeneği olur. (ikisi de büyük şiveli Bodrumludur anlamadığınız yer varsa işaretleyin sonra sorarsınız)


Kaptan kime denir?

Mehmet Baylan Kaptan denizci sıfatını almak için ömrünü denize adamış, sorumluluk almaktan çekinmeden doğaya karşı mücadele etmekten haz duyan ,özlemlerini hasretlerini dizginleyebilen, deniz kızları gerçek olsa karaya adımımı atmam diyen ve işini bir yaşam biçimi olarak kabul eden insan topluluğudur. Ha bir de şu var ki; bizler bir ayağı karada kaptanlarız, yaptığımız işin yarısı denizcilikse diğer yarısı da turizmdir.

Cihan Eser - Deniz turizminde kaptanı daha farklı yorumlarım. Kaptan sorumluluğunun içine daha fazla özel sorumluluk, uyumluluk daha çok organizasyon, daha çok samimiyet, daha çok güven, daha çok pratiklik girer. Yat kaptanlığı bu yüzden çok daha farklıdır. Misafirlere ve personele karşı hiyerarşi değil daha yumuşak bir tutum sergileyen bir kişilik gerektirir. Kısaca “Gemisini yürüten KAPTANDIR!” diyemeyeceğim. 
Wait for us whiteseaasdfghjkl:)

Biriniz motoryat diğeriniz yelkenli kullanıyorsunuz. Ege ve Akdeniz’de saat kaçta seyre başlamak makbuldür? Hakikaten Akdeniz’in denizi deli midir? Yoksa deli olan Karadeniz miydi? Bilemedim şimdi. Şöyle sorayım; Akdeniz ve Ege’nin karakterini nasıl tanımlarsınız?

M.B. Benim ağalar (patronlar) yelkeni de denizi de iyi bilen seven insanlar, dolayısıyla motoryatların sabahın erken saatlerinde geçtikleri yerleri biz rüzgarın esmeye başladığı denizin kudurduğu zamanda geçiyoruz. Şeytanın karı boşladığı zamanda yani. Ege Denizi’nde güvenli seyir edecekseniz en makbulü sabahın erken saatlerinde başlayıp öğlen olmadan gece konaklayacağınız yere demirlemektir, malum meltem sezonu. Fakat belirttiğim gibi bizde bu durum tam tersidir. Akdeniz ve Ege Denizi şımarık, yerinde duramayan afacan küçük çocuklar gibidir. Akdeniz diğerine göre “Dur oğlum, fazla ileri gittik!” diyen sorumlu kardeştir. Ege evin küçük şımarık oğludur ama bir o kadar da afacan ve sevimlisidir.

C.E. Batı Akdeniz’in Mistral’i, Scirocco’su, Ege Denizi’nin Meltem’i benim için bayağı bir meşhur. En iyisi teknolojiyi kullanarak havaya göre misafirlerimizin rahat bir tatil yapmasını sağlamak. Havadan dolayı bir yerde kalmak zorunda kaldıysak alternatif şeyler düşünmeliyiz. Bu noktada kaptan ve personeli önem kazanır. “Akdeniz salavat getirtir, Ege perişan eder.” diyebilirim.

Astipalya

Buradan goyveriyon İstanköy… Sonra? Size göre Yunan Adaları’nın enleri nereler? En turistik? En sakin? En pahalı? Rüzgarı pek fena? Vs…

C.E. Yunanistan’ın Batı tarafı sakinlik yönünden çok güzel, Ege tarafı çok turistik. Biz Türkler çok seviyoz, bir de evi sırtında gezenler.

M.B. Ben sakin, turizmin mahvetmediği doğal güzelliğini koruyan adaları beğeniyorum. Örnek verecek olursak Kefalonya, Milos, Gaidharos, değişik mimarisiyle Symi, Anafi ve tabii ki Girit. En turistikleri Santorini, Rodos, Mikenos, Korfu, Paros, Samos, Patmos ve nudistlerin adası İos ve Zacyhintos. Bu saydığım adalar aynı zamanda en pahalı adalar listesinde başı çekmekteler. Yazın meltem sezonu ile rüzgarsız Yunan adası yoktur ancak daha az olanlar hangileri derseniz; güneydeki adalar ve Mataban (Mora) etrafındaki adalar idare eder. En sakin ada ise bizler tarafından eşek adası olarak bilinen Gaidharos. Açık ara birinci sırada bence. Sadece bir iki taverna, beş altı hane nüfus ama eşsiz bir koy ve turkuaz rengi deniz.

her yunan adası dendi mi karşımıza çıkan o malum görüntü


Santorini eşekleri

Nedir bu Mikonos ve Santorini merakı? Orada nerelere bağlanırsınız? Genel olarak Akdeniz’deki marinalardan memnun musunuz? Birkaç restoran ismi de tavsiye etseniz dadından yenmez…

C.E. Hakikaten güzel yerler. Mikonos’un gece yaşantısı ve Delos Adası’ndaki tanrıların mezarları, bakir küçücük koyları, denizi çok güzel. İnsan kendini özgür ve çok rahat hissediyor. Santorini… Güneşin batışı bir başka bu volkanik adada. Liman yok, şamandıralarda sallanır durusun. Amma el yapımı şarabı çok güzel. Anafi’ye gidin, turkuaz denizi harika. Lokanta olarak yalı gıyında hangi lokantaya gidersen git deniz ürünleri taze ise memnun olursun. Şarabı da ev yapımı ise gel keyfim gel. Gazeteye çıkan, hakkında makale yazılan lokantalar pahalı olabiliyor.

M.B. Mikonos… Valla milletin bu adada ne bulduğunu anlamış değilim. Yunanistan turizminin “Mekkesi” olarak kabul ediliyor ama nedenini anlayamadığım turizmin mahvettiği bir garip ada. Dar sokakları, mavi beyaz evleri zaten tipik Yunan mimarisi. Ada halkı kendi arasında bile İngilizce konuşuyor artık. Yüksek sezonda taksi bulmak samanlıkta iğne aramaktan farksız, barınacak marina ve liman olmayışı da cabası. Adanın güneyinde barınabileceğiniz birkaç koy mevcut ama limanı dar ve boş yer bulmak neredeyse imkansız. Meltem, kucağında patlayan gereksiz ada. “Nü olarak güneşlenmek istiyorum.” diyorsanız, Mikonos Paradise Beach tam biçilmiş kaftan.

Santorini, ölmeden önce mutlaka görülmesi gereken volkanik ada. Karşıdan görüntüsü “vay be” dedirten ama şehre çıktığınızda Mikonos izlenimini veren doğa harikası. Girit’ten sonra sanırım en kaliteli şaraplar bu adada yapılmakta, “Şarap Müzesi” ise gidip görülesi yeri. Şehir kraterin tepesinde. Ulaşım 10 dolara katır, eşek, at veya teleferikle yapılabiliyor. Kesif tezek kokusu yürümeyi zorlasa da yaya da çıkılabilir. Kalabileceğiniz birkaç nokta var; acenteniz yoksa tonozlara bağlanmak mümkün değil ve sürekli sallanmayı göze alacaksınız. Çok korunaklı değil, içeriye girip çıkan kruvaziyer gemilerin dalgası ile daha rahatsız edici bir yer.
Finikia daha sakin, Thriya 4-5 mil mesafede. Yaşlı bir Yunan pancar motor teknesiyle gelip sizin tonozunu bağlar, sonra 100 avro toka eder. Burada şehre ulaşım sadece katır sırtında ya da yürüyerek...
Yüksek sezonda acentasız hiçbir marinaya girmek mümkün değil. Gemicilere verdiğiniz 500-600 avro bahşişler ise cabası, aman sizinkiler duymasın, adamlarda bir doymuşluk var ki sormayın! Burunlarından kıl aldırmıyorlar, kapris tavan yapmış. Biliyorlar ki siz çıksanız 100 kişi sırada bekliyor, dolayısıyla umurlarında değilsiniz. Yalnız İtalya’da ve Fransa’da birkaç marinada dikkatimi çeken bir şey oldu: Her gün sabah oranın yüksek tirajlı gazeteleri ve İngilizce yayınlar teknenize bırakılıyor ve her teknenin kendisine ait çöp konteynırı bulunuyor ama yine de bir D-Marin Turgutreis değil. Ben gittiğim yerde turistlerin tıka basa doldurduğu yerlerden ziyade yerel halkın tercih ettiği salaş mekanları tespit etmeye veya yerel esnaftan öğrenmeye çalışırım. Genellikle tavsiyelerinin yüzde 70-80’i doğru çıkar.

Zatun - Hırvatistan

Corint
Montenegro
Yunanistan’dan direkt çizmenin ucuna mı geçiyorsunuz yoksa Adriyatik’te mi seyrediyorsunuz? Hırvatistan ve Slovenya’da nerelere bağlanalım? Sibenik’teki D-Marin Mandalina Marina’ya gittiniz mi?

M.B. Size bağlı… Mataban’ı dolaşmak hem yolu uzatıyor hem de sıkıntılı, dolayısıyla paraya kıyıp Korint’ten geçmek daha akla uygun ama Mora Yarımadası da boş geçilmemeli, mutlaka görülmelidir ki her yerinden Osmanlı mimarisi fışkırmakta… Son beş yıldır moda; Adriyatik, Hırvatistan, Venedik. Montenegro, Slovenya ve Arnavutluk yeni yeni kabuğundan sıyrılıp turizme arz ettiler. Hırvatistan ise herkesçe malum. Split, Dubrovnik, Zadar, Hvar, Sibenik gibi önemli turizm merkezlerine sahip. Mandalina Marina’ya bu yaz gidiyorum kısmetse, 3 aylık rezervasyon yaptık. 

C.E. Havaya ve yakıt durumuna bağlı, bir de zamana. Kaptan verir kararı. Slovenya’ya zaten temmuzdan önce gitmemek lazım. Güzel yerler de, çok yağmurlu oluyor. Buralarda yatınızı sokup bağlayabileceğiniz her koy güzel. Bora denilen rüzgarlara dikkat etmek gerekiyor. D-Marin Mandalina Marina’da 10 gün kaldım. Çok güzel bir marina. Marina müdürü Artun Bey’e gerek ilgisinden gerekse misafirperverliğinden dolayı tekrar çok teşekkür ederim. 

Sibenik

Sibenik

     Geldik İtalya’ya..Burda hangi limanları tavsiye edersiniz? Bağlama ücretleri nasıl? Palamar hizmeti ücretli mi? ve bürokratik işlemler kolay mı?.Bir de kişisel olarak ben Amalfi’yi merak ediyorum

M.B. İtalya'da tabii ki mafyanın doğum yeri Sicilya'dan başlayarak kuzeye doğru yol almak oldukça eğlencelidir.belli başlı sayacak olursak ;
Sicilya da Sirracuza ve Etna yanardağını içinde barındıran Catania ki sahil şeridinden bile tepesi daima dumanlı fokurdayan Etna'yı görmek eşsiz bir tecrübedir.ardından messina kanalından geçip korku filmindeymişsin gibi hissettiren stronboli volkanik adası eşsiz bir diğer tecrübedir,burası da etna gibi sürekli aktif patlamaların yaşandığı volkan adasıdır.daha sonra Capri, Ischia, Ponza, Amalfi, Napoli, Roma, Sardinia Adası, Elba Adası, Laspezia, Genoa, Portofino vs aklıma gelenler şimdilik bunlar. Sardinya adası sanırım Akdeniz'in en pahalı marinalarını içinde barındırmakta.Marina ücretleri Türkiye ile kıyas olmucak şekilde pahalı. Liman görevlisine bahşiş vermek sanırım gelenek haline gelmiş almadan gitmiyorlar. Capri'de kalabileceğiniz iki yer var marina Piccola ve Marina Grande ki burası ana limanıdır. Yerleşim tepelerde kurulu bir diğer gereksiz abartılmış ada.
Amalfi ise görülesi mükemmel yer.Tek kusuru limanı veya korunaklı demirleme yeri olmayışıdır.küçük bir liman vardır ki orası da yerel balıkçılar ve  botlar tarafından zapt edilmiştir. şehre karşıdan bakmak bile bu eziyeti unutturur.Etrafa yayılan nefis İtalyan mutfağının kokusu da cabasıdır.

C.E. Adamlar formaliteleri aşmışlar, kolaylaştırmışlar. Biliyolar ki bizler para harcamaya geldik, fethetmeye değil.İlk limanda Capiteneriaya gidip işini bitiriyosun. Sonra devam gezmeye. Gireceğin limanlar yatının boyuna ve draftına bağlı. Bir adet Italian Water Pilot almanızı tavsiye ederim. Her bilgi var. Bazı özel limanlar vardır mesela. Capri, Portofino, Porto Cervo gibi.. Buralar public porttur ama rezervasyon gereklidir ve uçuk derecede pahalıdır. İstenirse alargada da kalınabilir.Beşik gibi sallanırsınız. Amalfi, Positano, Sorrento...Buralar çok güzel yerlerdir. Yalnız Amalfi'de liman yok.Bi tane iskele var şanslıysanız yer bulursunuz. Burlarda deniz solugan yapar. Capri çok güzel bir ada, çok turistik, çok pahalı. Hiç unutmam 1 kilo kiraza 35 euro ödediydim. Üzerinde "imported from Turkey" yazıyordu. Venedik...Geçen yıl Bien Alle festivali için 10 gün kaldım. Yerim de san marc meydanı karşısındaydı.Harika bi yer. Yatla girişinden tutun, çıkışına kadar. Herşey deniz yolu ile sağlanıyor.Ama çok pahalı.Birçok marina var ama kotralar için 150gt üzeri izin ile girip çıkabiliyor ve de acentan olması gerek. Murano, Burrano'yu duymuşsunuzdur. Cam fabrikaları olan yerler hani. Ateş pahası buralar.

Şöyle yeni başlayanlar için ; Turgutreis’ten çıktık ve İtalya’ya gidiyoruz. Hangi ayı tercih edelim ve tavsiye ettiğiniz yerlere göre sindire sindire kaç hafta sürer bu seyrimiz? (Lütfen cevaplarken kişinin dönüşte gitmek  durumunda olduğu bir işyeri olduğunu da düşünün. Yani beş ayda doya doya gezersiniz olmasın)

C.E. Senin dediğin bu geziyi italyanlar yapar, 1 ay tatilleri var.Bölüm bölüm yapabilirsen bu geziyi daha iyi olur.Güney Fransa, Sardunya-Corsica, Güney İtalya, Adriatik sahilleri, İonya denizi.. Bir kerede bitiriverisen bi dahaki seneye dünyayı dolaşmaya galgagosun... (kalkarsın)

M.B. Gerçekten ucu açık bir soru . Şöyle ki 2006 da  Turgureis'ten 2 misafirimiz ile 1 haftada İtalya'ya varmıştık, kendimizi çok da kasmadık ve Corint'ten de geçmedik. Mora yarımadasından dolaşmıştık üstelik. Ben plan yapacak olsam Kos, Astipalaia, Santorini, Milos, Peleponeise ve İon denizini aşıp Sicilya Ciracusa, Catania ve yukarıda saydığım diğer İtalyan kıyılarına giderim. Sicilya'ya kadar hiç kasmadan 10 gün diyebilirim. Gece seyir gündüz dinlenerek pekala da mümkündür. Sadece İon denizini geçerken biraz zaman alır, İtalya'da mistrale egede melteme mutlaka dikkat etmek gerekir, bunun için en uygun zaman haziran ayıdır.

Amalfi

Mykonos

Eminim yüzlerce anılarınız vardır.. 

C.E. Evet var ... (?!?)

M.B. Benim açımdan yer yarılsa da içine girsem dediğim olay Symi limanında geçiyor. Symi limanına girmiş demirimizi atmış rıhtıma doğru tornistan yanaşıyoruz,arka palamar halatlarından sancak tarafındakinin toka olduğunu gördükten sonra arkaya yardımcı olayım diye iskele taraftaki palamar halatının başına da ben geçtim,halatın sahilde bağlı olup olmadığına bakmadan halatın boşunu alayım deyip olanca gücümle halatı asıldım, ilk asılma anında hafif bir mukavemet hissetmemle denize bir şeyin düştüğünü anlamam bir oldu,kafamı kaldırıp baktığımda elinde benim palamar halatın ucu ağzından köpükler çıkararak çılgınca bağıran yunanlı liman görevlisini gördüm, işte o an yer yarılsa da içine girsem dediğim anlardan birisidir.halata artık nasıl hızlı çektiysem elinden halatı bırakacak zamanı bulamamış bizim limancı neyse adamı denizden çıkarmaya yardım etmekle etmemek arasında gidip gelirken tüm cesaretimi toplayıp adamı denizden çıkaranların arasına katıldım,adamı rıhtıma çıkardıktan sonra abartısız 10 dakika boyunca hiç nefes almadan olanca hiddetiyle bana Yunanca bir şeyler söyledi ( hiçte hoş olan şeyler değildi galiba)
Etrafımda ne olup bitiyor diye kafamı bir kez daha kaldırdığımda oturduğu sandalyesinden düşen kafedekileri, ağzındaki kahveyi karşısındakinin suratına püskürten tekne sakinlerini ve ters dönmüş karafatma gibi çırpınarak kıç güvertede gülen patronumu gördüm.tüm bunlar beni içinde bulunduğum buhrandan bir nebze kurtarsa bile elindeki halatı cep telefonunu,telsizini,cüzdanını denize düşürme pahasına bırakmayın kızgın ihtiyarı görmemle tekrar matem havasına bürünen ben adamdan defalarca özür dileyerek vicdanımı rahatlatmaya çalıştım ama nafile,neyse ki öfkesi bir nebze geçen ihtiyar limancı arkasını dönüp söylene söylene uzaklaştı,.. adamcağız neden ben halatı çektiğimde elinden bırakmadı da öylece denize düştü diye düşündüm,sanırım görevine sıkı sıkıya sarılmak bu olsa gerek.
İşin acı tarafı bir sonraki sene yolumuzun tekrar Symi'ye düşeceğini öğrendiğimde adamdan kendimi affettiririm diye birkaç hediye ve yaş üzüm rakısından oluşan paketi kendisine taktim etmek istedim fakat adamcağızın öldüğünü öğrenmemle birlikte bu planım suya düştü .Ruhun şad olsun umarım affetmişsindir beni yaşlı limancı.    

Şimdilik bu kadar... Fransa ve İspanya güzergahları başka kaptan arkadaşlarımızla artık...

5.10.13

Atlantik'i Geçerken...

Yok ben geçmedim ... Ama geçen birini tanıyorum...
Geçen pazar denize girdik şimdi de kar havası var burda. İlkbahar- yaz- bu ne ayol böyle- kış oldu mevsimler...Dolayısıyla da gezemiyoruz bir yana, para da bitti....E ben de eskileri çıkartıyorum kışlıklarla birlikte... 2011 yılından bir röportaj , naftalin kokan bir yazım..

2011 yılı o zamanlar marinada çalışıyorum ve ara ara marinanın dergisinde yazılar yazıp röportaj da yapıyorum eşle dostla...Sonra o yazı nasıl bi ses getirdiyse (abartıyor) pegasus'un temmuz sayısında bile çıkmıştı..O ay uçağa binenlere de yazık yoklama yapıp bayıyordum habire.."Okudunuz mu?...Yanınızdakilere de bakın benim sayfaları okuyolar mı , her koltuğa dergi koyuyolar demi kontrol edin" diye..Size de böyle kişiler sonradan görme gelmiyor mu?..Bana gelmiyor. :)




Atlantik’i geçen ilk Türk değil ama Atlantik’i geçen bir Türk ile ilk röportajım. Turgutreis’in ve D-Marin’in tanınmış simalarından Dragut teknesinin sahiplerinden Fuat Yıldırım ile yaptığım söyleşide okyanus aşmanın ne gibi maceralara gebe olduğunun yanı sıra insan bünyesinde yarattığı duygu, ego ve içsel yolculuğu da öğrenmek için can atıyordum. Dile kolay 90 m2 içinde kara görmeden dış dünya ile kısmen iletişimsiz geçen 20 gün… Okyanus aşmak zor mu? 15 gün kara görmeden suda seyir kişinin ruh halinde ne gibi değişimlere neden olabilir? Okyanus geçerken yanınıza almanız gereken 5 şey nedir? Gerçekten 15 gün sonra “Kara göründüüü!” diyen biri çıkar mı?... vs.

D-Marin World Güliz Duransoy

Bir tekneyle ilgili bir şey sormak için Nuray’ı aradığımda Fuat Abi’nin yurtdışında olduğunu ve 1ay gelmeyeceğini öğrendiğimde aylardan kasımdı… Nerede olduğunu ailesi dahil kimse bilmiyor, onun tek başına bir aylığına bilinmeyen bir yere tatile gitmesi giderek gizemli bir hal almaya başlıyordu. Nedeni gelince anlaşıldı. Kimse onu merak etmesin diye Searenity isimli tekne ile 5 kişi birlikte okyanus geçeceklerini kimseye söylememiş.  Döndüğünde bu özel ve macera dolu an(ı)larını ilk kez ve sadece D-Marin World’de paylaştı. Az sonra….
Bir kişi neden okyanus aşmak ister? İlk ne zaman bir okyanus aşayım hissine kapıldınız?
Bence bu bir ego tatminidir. Ne kadar dayanırım, limitlerim ne gibi sorulara cevap bulmak istiyorsunuz. Şimdi birçok kişi, “Kardeşim buralarda pırıl pırıl denizde yelken yapmak varken kafayı mı yedin, ne işin var günlerce denizde kara görmeden sallanarak gitmeye?” diyebilir. Dedim ya ego tatmini farklı bir şey. Yıllardır buralarda yelken yapıyorum. Dünya seyahati yapmış büyüklerimden okyanus geçişlerini dinlerken ve bununla ilgili kitaplar okurken maceracı tarafım hep bunun içinde olmak istiyordu. Hakan Öge'nin Mardek kitabını Erol Kepenek editlerken okumuştum. O zaman ben de bunu yapmak istiyorum diye düşündüm. İki yıl önce Güney Amerika seyahatim sırasında Ushuaia’dayken liman içindeki tekneleri gezip “Bir gün buradan geçip Antarktika'ya gitmek isterim.” diye düşündüm. Daha olmadı ama şimdilik uzun seyahate Atlantik’le başlamış oldum.


Teknenin özellikleri neydi, kaç kişiydiniz, bütün ekip için siftah mıydı?
Tekne 2002 model x612 idi. Belçikalı sahibi tekneyi 6 ay önce almıştı. Ekip olarak 5 kişiydik; 3 Belçikalı ve iki Türk. Tüm ekibin ilk okyanus geçişiydi. Kaldı ki daha önce tekne sahibi teknede hiç balon basmamış. Balon donanımlarını hazırlayıp balonu da ilk defa birlikte bastık.
Seyir haritanız neydi?
29 Kasım'da Pasito Blanco Marina Las Palmas'dan yola çıktık. Planlamamız güneye inip uygun rüzgarlarla tek rotada Martinik Adası’ydı. Martinik'i en uygun Avrupa dönüş bağlantıları olduğu için seçmiştik. Tabii planlar her zaman tutmaz, güneye indikçe uydu telefonu çalışmadığından 4 Aralık saat 23:30’da Cape Verde Mindello Marina’nın açığına demirledik. 7 Aralık saat 10:00’da buradan ayrılıp 20 Aralık sabah 5’te St.Lucia'ya vardık. 21 Aralık’ta buradan ayrılıp son durağımız Martinik Adası’na ulaştık.

Seyir genel anlamda nasıldı? Dalga boyu, akıntı? Fırtına oldu mu?
Genel anlamda bakarsak, sağ salim ulaştığımız için iyiydi. İlk yelken bastığımızda hava 22 knot eserken 1 saat sonra 10 knot’lara düştü. Uydu telefonumuz çalışmadığından hava raporlarını almamız havaya göre rota yapmamıza engel oldu. Çıkmadan önce aldığım 1 haftalık hava raporuna göre gittik. 3. günün sonunda dalgalar 6-8 metre, rüzgar 25-28 knot’lara çıkıp Cape Verde’ye kadar devam etti. Seyir boyunca en yüksek 30-33 knot’ları gördük. Bu da yaklaşık 5 gün sürdü. Karayipler’e yaklaşmaya başladığımızda çok değişken lokal havalar vardı. Gündüz hava stabilken akşam olunca artıyor, hiç beklemediğin anda10 knot’tan bir anda 20-25 knot’a çıkıyordu. Bu yüzden de devamlı gözümüz ufuktaki potansiyel lokal bulutlanmalardaydı.


İlla ki sorulur… Seyir esnasında başınıza gelen panik verici, sürpriz, korkutucu, ürkünç bir olay yaşadınız mı?
İlk olay 9 Aralık’ta. Cape Verde’den ayrılalı iki gün olmuştu. Erol Fikri ile gece nöbetindeydik, fazla rüzgar yok, saat 06:12, radarda bir tekne belirdi... Tam sancağımızda, 90 derecede... 6.5 mil mesafede, rotası 247 derece, bizimki de 310 derece olduğundan yakın geçme ihtimalimiz yüksek... İskele fenerini seçebiliyorum, boyu 200 metreden büyük... Tetikte bekliyoruz... Saat 06:45 gemi 1 mile yaklaştı, rotamız çakışıyor, Erol’a, “Telsizden her ihtimale karşı  yelken seyrinde olduğumuzu anons etmen iyi olur.” dedim. Allah’tan uyumuyorlar, Çinli bir kaptan bir şeyler söyledi, kendisini pek anlamadık ama  sağolsunlar hemen rotalarını 230 dereceye çekip arkamıza geçtiler. Düşünün koskoca okyanusta rotalar çakışsın, git koca gemiye çarp! Allah’tan radar iyi çalışıyor...
Bir de gece yarısı uyumak için salondayken tekne sahibinin içeri gelip havanın 20 knot’lara çıktığını, “Balonu ne yapalım?” diye sormasıyla birlikte “Herkesi uyandır, balonu indiriyoruz!” deyişimi hatırlıyorum. Gecenin karanlığında balonu aşağı alırken tekne sahibinin dümeni kaçırmasıyla balonun rüzgar üstünde tekrar şişerken arasında kaldığımı fark edip, kendimi bağlı olduğum yerden çözüp aradan çıkmamla balonun yarıya kadar dolduğunu gördüm ki, indirene kadar Erol’la kollarımızda kuvvet kalmadı. Daha sayarsam; otopilot arızası… Hem de havanın en sert olduğu gece yarısı. Hava iyice kaldığında jeneratör arızasıyla tüm enerji planlarının değişmesi… Yani okyanus geçiyorsanız başınıza her şey gelebilir ve bu da sizi biraz tedirgin ediyor.
Sonunda her çözdüğümüz problem sonrası tekne sahibi, “ Panpan burada, o yüzden sorun yok, ben teknik servisi beraberimde getirdim.” derken ben de O’na, “Her tamirata 5000 avro yazıyorum.” diye şaka yapıyordum.


Teknede yaşam nasıldı? Uyku? Yemek ne yapıyordunuz? Okey oynanabiliyor mu? Sırtı çektiniz mi? “Boş zamanlarınızda” ne yaptınız?
Teknede gece nöbetinde dörder saatten iki kişi vardı. Bir kişi hep boş kalıp 24:00’a kadar genelde güvertede oluyordu. İlk önce uyku düzeniniz değişiyor, hep kısa ve tetikte geçen uyku. Bir de tekne devamlı sallandığından uyumak için sabit bir yer lazım.
Yemek olayı yapanlar bakımından iyiydi, herkes iyi yemek yaptığından eğer yapılabiliyorsa güzel :-) Problem sert havalarda mutfakta yemek yapmak sıkıntılı, o yüzden de hazır bir şeylerle geçiştirmeye çalışıyorsun.
Okey oynayamadık, aslında dördüncümüz de vardı ama sallantı çok olduğundan taşlar devriliyor :-)... Bol bol tavla oynadık. Seyahatin sonunda Erol tavlayı iyice öğrendi.
Bir de çıkan problemleri çözünce mükafat olarak yüzme molası veriyorduk. Tabii akıntıdan dolayı kendimizi bağlayarak. Teknenin dalgıcı da Erol olduğundan denize en çok O girdi.
5 adet balık tuttuk. Denizcilerin dediği gibi sadece ihtiyacımız olanı avladık :-)

Haberleşme nasıl oluyor? Günümüz teknolojisiyle okyanus aşmak belki daha kolay. Diyelim radar, GPS vs. yok, bozuldu. Yıldız mı okurdunuz? Amerika’yı Hindistan sanabilir miydiniz?
Baştan Hindistan diye niyet etseydik tabii ki öyle sanırdık ama niyet Martinik olunca olmadı :-)
Haberleşme konusunda uydu telefonumuz vardı, o da pek çalışmadı. Cape Verde’de tamir ettirdik fakat bu sefer de biz çaldırıyorduk ve tekrar bizi ararlarsa aldığımız analog telefondan konuşabiliyorduk.
Harita konusunda teknenin elektroniklerinden hariç iPad Navionics çok işe yaradı. Yakında Raymarin’e rakip olur. Yani fazla elektroniği olmayan bir tekne iPad ile tüm yolu gidebilir.
Hay nereden geldim buraya, otur mis gibi evinde, illa okyanus geçeceksek  internetten Volvo yarışına katılsaydın… Ay çıldıracam atlasam mı ki denize gibi buhranlı iç hesaplaşmalı saatleriniz oldu mu?
Daha önce birkaç kez katıldığım internetteki Volvo Ocean Race’de bazı arkadaşlar gibi gece saat kurup uyanmadığım için çoğunlukla tekneyi karaya çıkartmıştım. O yüzden Volvo sarmıyor. Kendimle gayet barışığım, hesaplaşacak bir şey bulamadım. Sadece sonsuzluk içerisinde bir nokta gibi olduğunu daha iyi hissediyorsun. Bir an başına bir şey gelse en yakın kara 1000 mil. Biraz ürkütmüyor değil. Hatta Erol seyahatin ilk günleri geçince, “Okyanus geçmekte de bir şey yokmuş.” demeye başladı. Ben de ona, “Her şey rutin giderse problem yok ama başımıza aksilikler gelirse o zaman anlayacağız.” dememe kalmadı otopilot bozuldu.

Karaya çıkınca ne hissettiniz? “Kara göründüüü!” diyen biri çıktı mı aranızdan?
Tabii ki kara göründü geyiği olmadan olmaz, fakat biz gece vardığımız için ışıkları gördük ve “Işıklar göründü!” diyebildik. İlk gördüğümüz Barbados Adası’nın ışıklarıydı. İlk hissettiğim, çıkan problemleri atlatıp Karayipler’e ulaşmayı başarma duygusuydu. Ayrıca karaya ilk ayak bastığımda sabit bir zeminde sallanmadan durmanın nasıl olduğunu hatırlamak oldu. Bir de iyi bir yerde güzel bir yemek isteği.



Şimdi sırada bir marinacının olmazsa olmaz sorusu var. Cape Verde, Las Palmas, Saint Lucia, Martinique? Bize biraz buraları anlatır mısınız? Marinalar, bağlama yerleri hangi standartlarda?
Las Palmas’daki Pasito Blanco çok eski, hizmet diye bir şey yok. Hele bir yakıt istasyonuna yanaşmamız var ki, ben 1.5 metre tırmanıp atladım ve tekneyi yakıta yanaştırdım, ortada kimse yok. Arkadaşlar biz yanaştıktan sonra gelip yakıt veriyorlar. Tabii gelgit olayı fazla olduğundan sabah pasarellanız düzken öğleden sonra 70 derece açıyla tırmanarak çıkmak zorunda kalabilirsiniz. Cape Verde Mindello küçük şirin bir marina. Genelde okyanus geçişlerinde mola yeri. St.Lucia Marina Arc Rally’nin ilk durağı. Dar bir kanaldan girince içeride sizi korunaklı bir marina karşılıyor. Martinik ise çok büyük.
Şunu bilin ki buradan giden bütün tekne sahibi müşterileriniz hep D-Marin personelinin yardımseverliği, güleryüzlülüğü ve marina kalitesinden bahsediyor. Gittiğim hiçbir yerde D-Marin standardında bir marinaya rastlamadım.
Bu rotada ilk defa gidecek olanlara tavsiyeniz var mı? Okyanus aşarken yanınıza almanız gereken en önemli şeyler ne mesela?
Eskiden okyanus aşmanın çok zor olduğunu düşünürdüm, oysa solo geçişler bile teknenin ekipmanları ve kişinin psikolojisi iyiyse hiç problem değil. Tekne olarak olabildiğince yedek parça en önemlisi. Başınıza gelen teknik bir sorunu çözemezseniz seyahatiniz kabusa dönüşür.
Okuyabilirseniz bol kitap, dinlemek için müzik, iyi bir kamera, güzel bir kumanya menüsü, uygun kıyafetler ve en önemli diğer husus uygun EKİP.

Biliyoruz ki Türkiye’deki yelken yarışlarına katılıyorsunuz. İleride okyanustaki bir yarışa katılmayı da düşünür müsünüz?
Bu geçişteki üzüntüm bizden 10 gün önce başlayan Arc Ralli’sine katılamamak oldu. Eğer o grupla gidebilseydik güzel bir yarış heyecanı olurdu. Biz St.Lucia’ya geldiğimizde Arc’nin son teknesi bir gün önce bitirmişti. Atlantik’i geçtikten sonra bana bir daha geçer misin diye soran arkadaşlara eğer bir yarış olursa zevkle giderim ama bu şekilde bir defa yaptıktan sonra fazla anlam ifade etmez demiştim. Rotanın farklı olması lazım.
Bundan sonra hedef nedir?

Uygun ekip, uygun tekne olursa, Pasifik ya da Antarktika.